Yazının başlığını henüz düşünmeden yazıyorum şimdi. Neresinden başlasam elimde kalıyor bu kirli dünyanın kirli işleri. Üzülmekten çok öfkeliyim. Mezun olduktan sonra iş bulamamaktan, açılan saçma iş ilanlarında aranan birbirinden kıytırık şartlardan, akademiye girmek için ya çok başarılı olmak ya da iyi torpilin olması gerektiğinden, belediyelerin açtıkları memur ilanlarından ne acı ki hiçbirimizin haberi olmamasından... Torpilin her türlüsünün meşrulaşıp her şakşakçının alkışlanmasından bıktım. BIKTIM.
Annemlere yıllardır aynı şeyi sorarım "Torpil hep vardı diyorsunuz anne de, hep böyle meşru muydu bu işler?" Annemler tabi ölçebilir şeyler olmadığından bu meşruiyet, yasal süreci hep aynı seyretti malumunuz, eh diye geçiştirip duruyorlar beni. İçimde bir yerlerde yozlaşmış olduğumuza inanma isteği; ne komik. Elinden tespih ağzından Kuran düşmeyen insanların müslümanım sahtekarlıkları altında paraya tapmaları. Sömürüleri ve en ufak bir vicdan azabı duymamaları..
Bir gün bir arkadaş meclisinde konuşulurken dostun biri dedi ki;
"Geçen yıl Erzurum'da belediyeye çöpçü olmak için başvurup alınmamış biri intihar etti. Komşuları adamın uzun süredir bunalımda olduğunu söylemişler. Şimdi bu adamın kanı kimin elinde?"
Biz hemen primitif agresyon "Allah belasını versin torpille bu insanın hayatını karartanın falan demeye başladık. Sonra dedi ki; "Bunu meşrulaştıranların payı yok mu ki? Bir yere girmek için torpil yaptırırken, onun bir başkasının belki beklediği kapı olduğunu hiç mi düşünmüyorlar? Belki senin muhtaçlığın olmadan aldığın o maaş birinin yaşam umudu."
O günden sonra torpil yapan, hak yiyen, bunu öven herkese bir gaspçı bir katil gibi baktım. İstemeden oldu bu. Üstelik yaşadığım işsizlik psikolojisinin baskısını bir erkek gibi hissettim ben. Çünkü ailem bana hiç "Sen kızsın evinde otur boşver" demedi. Babam hep sen benim tanıdığım erkeklerin çoğundan daha zekisin dedi. Annem ne zaman görsem bir şeyler öğrenmenin delisi. Anlayacağınz bu mesele benim kendimi gerçekleştirmem ve bağımsız alanımı kurmam üzerinden şekillendi. Dolayısıyla herhangi bir mecrubiyetim olmaksızın bu mevzu üzerine son derece odaklı ve anksiyeteli düşüncelerim başladı. Üniversite ikinci sınıfta yaşadığım ağlama krizlerini hatırlıyorum. Ne olacağım ne hale gelecek ülkenin ekonomisi, ya işsiz kalırsam.. Bugün geldiğim nokta bu anksiyetelerden epey farklı. Ama o hallerime kıyamayan ailem rica ediyorlardı, "Söyleyelim mi kızım, soralım mı?" Her seferinde hissettiğim o tuhaf utancı tarif edemem ama o vesileyle bir yerlere giren insanlar bu edep duygularını hiç taşımamış olsa gerek, işlerini aşkla(!) yapıyorlar. Her seferinde reddettim ve her seferinde öfkeyle "Rızık Allah'tansa bu yaptığınız ne?" diyerek çıkışmaktan geri durmadım hiç. Bakın bu hak yemektir. Bu rüşvettir, bu torpildir, kazandığınız maaş da her kuruşuna kadar haramdır, hukuksuzdur, hırsızlıktır. O ay çalışmış olman o parayı hak ettiğini göstermez, kim gelse çalışır orada, senin oraya gelmiş olman asıl mesele. Senden daha zor durumda olan ve daha başarılı olan birinin hayatını gasp ettin, tecavüz ettin. Ulan rızık Allah'tandır diyip başkasının rızkına göz dikecek kadar ileri gittiniz. Bununla övünüyorsunuz üstelik. Çevreniz ve onun sizin için yapabileceği hukuksuz işlemlerle övünüyorsunuz. Ben hakkımı helal etmiyorum. Hakkım var biliyorum çünkü ben de bugün geldiğiniz yerlere hukuka etik ahlaka uygun yollarla alsaydınız gelebilirdim. Torpili yapan, normalleştiren herkesle ilişiğimi kestim. Yanımda konuştuklarında yüzlerine de diyorum "Utanmadınız mı, Allah'tan korkmadınız mı?" Bildiğiniz doğruları Allah rızası için konuşmaktansa patron korkusu, para tutkusu, çevre baskısıyla susar kabullenir olmuşsunuz. Sizin tanrınız para. Umarım onunla haşrolursunuz. Tekrardan, yapan destekleyen, şakaya vurarak yayan, övünen ya da bunun yayılmasına pay koyan kim varsa hakkımı haram ediyorum. Sizin bende hakkınız varsa siz de istediğiniz gibi takılabilirsiniz.
Elinizde kan, yüreğinizde gam sızı olmadan öleceksiniz ama biz er geç ödeşeceğiz.
Selametle.