Selamlar Canlar,
Bugünün konusu çağdaş dünyanın en popüler olgusuna farklı bir perspektiften yaklaşmak; tecavüzü farkında olmadan meşrulaştırmak. Tecavüzün kapsamını daha fiziksel bir bağlamda ele alacağım. Konu ağır ve tetikleyici olabilir bazıları için, o sebeple baştan uyarayım.
Tecavüzcülerle bir arada yaşıyoruz. Hiç farkında olmadan, binlercesiyle. Rıza dışı birliktelik olarak düşünülse de daha derin, daha patolojik bir durum aslında. Çünkü tecavüz bir eylem değil, bir zihniyettir. TDK'ya göre kelime anlamı da yalnızca fiziksel değil, tam manasıyla "saldırı, sınırı aşma". Yani birine tecavüzcü demek için o insanın illa biriyle güç kullanarak cinsellik yaşaması gerekmez. Israrlı takip, ısrarlı aşağılama, kişinin birey sınırlarını bile isteye aşma... Hatta bir insan ile yalnızca cinsel birliktelik yaşamak amacıyla kurgulanan her türlü oyun ve hamleyi, dürüstlükten uzak stratejileri de dahil ediyorum bu tecavüz tanımıma. Yazının sonunda siz de hak vereceksiniz bana, aralarındaki o küçük farkın, sonucu değiştirmediğini anladığınızda. Çünkü büyük çoğunluğunda yine kadının rızası olmadığını, kandırıldığını göreceksiniz gün sonunda. Büyük aşk ve bağlılık yeminlerinin onu ağa çekmek için bırakılan yemler olduğunu anladığınızda.
Ancak savunmamı ilkel dürtülerin arkaik kökenlerini de göz önünde bulundurarak yapacağım endişelenmeyin. Biliyorsunuz günümüzde bir adamın yetişkin bir kadınla duygusal bir paylaşım olmaksızın yalnızca cinsel bir paylaşım talep etmesi oldukça yaygın. Farklı farklı da isimleri var, fuckbuddy, one-night stand (tek gecelik ilişki), situationship (durum ilişkisi)... Artık bu durumların isimlerinin olması onların bir dönemin en ahlaksız ve aşağılayıcı durumlar olduğu ya da şuan kabul edilebilir olduklarını göstermiyor ne yazık ki. Neden bu muhafazakarlık derseniz, aslında bu İslam'dan da oldukça bağımsız bir ölçekte insan kendini ve arzularını dizginlemekle yükümlü olan yegane canlı dünyada. Tüm varoluşu ve ilerlemesini borçlu olduğu merakıyla bulduğu çeşitli sistemler var. Eski Yunan'dan beri konuştuğumuz bu düzen ve ilerleme halinin ürünü aslında "erdem" dediğimiz şey. Bir toplumda yaşamayı mümkün kılan ne varsa; devlet, etik, ahlak ve düzen... Dini literatürde ise nefs, terbiye edilmesi gereken yegane şey insanda. Göğü Delen Adam kitabında ilkel bir kabile şefi kadınlarının ve erkeklerin bedenlerini tamamen örtüyor olmalarını şöyle açıklar: "İnsan bedenini örter ki aslolanın ruhu olduğunu hatırlayabilsin." Bu bağlamlarında nü hali insanın yalnızca bir et parçası olarak okunup meta olarak muamele edilmesine sebep olabilecek tehlikeli bir yanılsama yaratıyor. Bu et parçasına hakim olmak neden önemli öyleyse, özellikle erkek bireylerde?
Neden erkeklerin büyük bir çoğunluğu bir kadını fethedilmesi gereken bir nesneye dönüştürmüş durumdalar? Bunun çok çeşitli sebepleri ve senaryoları olabilir. Örneğin düşünsel kabiliyeti kendisinden fazla olan bir kadına sahip olmak, o kadının hakiki saygısını kazanmakla mümkündür. Üzücü haber kadınlar artık hiç olmadığı kadar eğitimli ve farkındalığı yüksek bir konumdalar. Dolayısıyla bir erkeğin soyut düzlemde, bilgi konusunda ya iyi bir tüketici ya da üretici olması gerekiyor kadının saygısını kazanmak için, aklını ve erkekliğini kabul ettirebilmek için. Bunun yanında bugünlerde kazandıkları "gerçek zaferler" yok. Kanlı savaşlar ya da ağır zırhlar yok. Testesteron seviyelerindeki bu ciddi düşüş (Araştırmalar her geçen yıl erkeklerin testesteron seviyelerinin azaldığını gösteriyor) kendisini belli başlı uğraşlara kanalize etmek durumunda. Dolayısıyla ilkel beyinlerinden gelen o "av" dürtüsünün, doğada bir karşılığı varken bugün içinde bulundukları hayatta yok. Bilinçli ya da bilinçsiz, o monoton işlerinden arta kalan zamanlarda kendilerine suni zaferler üretmek durumundalar. Burada işin içine biyolojik dürtüler giriyor ve tüm o savaş dürtülerini "bir kadını fethetmek" üzerine kuruyorlar. İstisnası olmaksızın Stoacı felsefeyi bilen adamların Aurelius'un bu kadar temel bir ilkesini nasıl ıskaladıklarını hala anlamlandıramıyorum. Aurelius tek eşliydi ve bir kadının onayı hakkında şöyle derdi:
"Kimileri keşke bu kadın benden hoşlansa diye dua eder. Sense keşke bu kadınların hoşlanması isteğinden kurtulabilsem diye dua edersin."
Özünde ne derece aciz bir onay arayışı olduğunu keşke bilseler. Bir kadına nasıl sahip olursun? Peki ya bir adama? İlişkileri mülkiyet üzerinden okuyabilir miyiz? Kadınlar için oldukça zor, erkekler içinse oldukça basit. Bir adam, bir kadınla birlikte olarak o kadına sahip olmuş sayılır mı sahiden? İlk etapta evet, geçici bir güven ve biraz biyoloji bunu mümkün kılar. Ya sonra? Bir daha asla yanına yatmadığınızda nolur? Başka adamların hayali zihnindeyse mesela? Ya siz onu öperken o sizi bir başkası olarak hayal ediyorsa, başka türlü katlanamıyorsa o yakınlığınıza?
Yazarken içim ürperdi, sahiden ne yüzeysel bir okuma ilişkiyi cinsellik üzerinden okumak. Bu okumanın başka tehlikeli sonuçları da var, kadını doğrudan metalaştırarak. Dalında barındır besle desem bakamayacağın kuşu havada kapıp avucunda sıkmanın ne anlamı var? İlk anda ardına bakmadan kaçıp gidecek o kuşa sahip oldum diyebilir misin? Yakalamaya biraz uğraşmış olman onun uçma özgürlüğünü gasp etme hakkını sana vermez ki. Onun üzerinde zor kullanarak kurduğun o geçici hakimiyetin, kandırarak kazandığın savaşın zafer sayılmaz ki, mertçe dövüşmüyorsun meydanlarda; üstüne üstlük karşındaki de düşman değil. Sinsilikle kurguladığın tuzaklarla gelmiş galibiyet, kimseyi kahraman yapmaz. Hele ki mesele bir başka ruhu, bir başka yüreği emanet almaksa. Sahiplik, sevgiye içkin bir hal, cebren ve hileyle elde edebileceğin bir şey değil. Gönüllü bir bağlılık meselesi. Senin yalanların olmadan, sahte ilgin olmadan, manipüle ettiğin o "aşk" yalanına bulanmış hastalıklı arzuların olmadan seninle kalacak bir kadın bulabilir misin? Sana ve aklına gerçekten saygı duyan bir kadını, çoktan elde etmiş sayılmaz mısın? Ama bu zor olanı, öyle bir hayat yaşamadıysan bu mümkün değil. Çocuk oyunlarıyla kendini oyalayıp yetişkin yaşlarında hayat üstüne konuşamaz birine, söylesene kim saygı duyar? O yüzden bedeni elde etmek önemli, en azından bir süreliğine. Öncesindeki her çabayı meşrulaştıracak olan şey de bu;
"O kadına, hiç değilse bedenine, geçici de olsa bir süre hükmetmek."
Şimdi yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar oku sevgili okur. Bedene hükmetmek pahasına girilen tüm işlerin tecavüzün başka başka yorumları olduğunu anla. Bunu bugünlerde meşrulaştırdık, sosyal medyada "sırtlan" lakapları bile takıldı. Biraz para, biraz ilgi vermiş olmaları, tecavüzcü zihniyetinde olmadıkları anlamına gelmez. Böyle düşündüğünüzde arkanıza bakmadan kaçmak da mümkün. Kadınsan da erkeksen de, kolla kendini, sınırlarını; bu sığ ve yobaz düşüncelerden. Koru kendini böylesine güçsüz karakterlerden. Kırılgan egolarını başka insanları aldatarak, kandırarak örtmeye çalışanlardan.
Erdemli bir hayat sürmek isteyen insanlar için sahip olmak, o insanın derin saygısını ve güvenini kazanmaktan geçer. Sağlıklı ilişkide istikrarlı güven ve saygıyla senin kimliğin de, onun kimliği de, birlikte var ettiğiniz onlarca kimlik de büyümeye devam eder (1+1=11 Metaforu). O ikiliğin, ilişkinin içinde kendini ait hissettiğinde, o insan tüm varlığının merkezinde, seninle gittiğin her yere gelen, seçimlerinde zihnimin bir köşesinde beliren bir ışık, kalbimde bir ruh olarak kalır. İşte o vakit o adama sadakat göstermeye de, tabi olmaya da değer. Erdemli olan düşünsel düzeyde bir saygı, peşinden gelecek olan güvende gizlidir. Aklına ve kalbine güvendiğin insanda bedenin, kendiliğinden açılır.
Yani ısrarlı tekliflerin peşi sıra geldiği vakitte çekinmeden sor güzel dostum:
Henüz arzularına bile hükmedemeyen sen, benim üzerimde bu iktidarı nasıl kuracaksın?