Selamlar güzel insanlar,
Neredeyse iki yıldır yazmadığım bu blog sayfasına artık geri dönmenin bir şeyler çiziktirmenin zamanı gelmişti. Konumuz "Ayağa kalkmak". Daha doğrusu sürünmeden yaşama sanatı. Bu böyle sanıldığının aksine kendimizi zorlayarak ya da içimizdeki enerjiyi itekleyerek yapılabilecek bir şey değil zannedersem. Düşüşlerimiz bazen nice kalkışlardan afilli de olabilir üstelik. Ancak kibrim, ve insan olmamızın verdiği o enaniyetle bunu sürdürmenin pek de bir esprisi yok gibi. Kendimi sürüyor gibi hissettiğim pek çok an oldu, kendimi, bizzat kendi ellerim ve kucaklarımla teselli ettiğim. Günün sonunda herkesin içimde gördüğü cevheri, sadece kendim görmemek için, tembelliğime yenildiğim için, ertelediğim ve kaçtığım onca gün ve gecenin ardından, yüzleştim. Özdisiplinim çok eksik, disiplinli çalışamıyorum, ertelemekten ne zaman vazgeçeceğim gibi bin türlü sorunun ardından Jules Payot'un irade terbiyesi kitabındaki bazı cümlelerin kalbimle altını çizdim. Sayfa 58'de der ki Payot:
"Uyuşukluk aslında istektedir, zihinde değil."
Beni biraz sarsan bir cümleydi. Günün sonunda istediğimiz şeylerden çok onları ne kadar istediğimiz ve onlar uğruna nelere hayır diyebildiğimizi gözden geçirmemiz gerekiyor çünkü. Dolayısı ile yaşadığımız zor zamanlarda içten içe, yenilmiş olmaya karşı da bir muhabbet geliştiriyor olmamız çok olası. Acziyetin kabulu, bir yücelik karşısında pekişmedikçe, bize esasında içkin olan bu güçsüz hali, bir şekilde yaşadığımız bir olayda ya da kişide ziyadesiyle tatmak istiyor olabiliriz. Yani varoluşumuz, buna öğrenilmiş statüler ya da kavramlar da diyebilirsiniz, günün sonunda sizin tüm bu evrendeki ufalan aktörlüğünüzün ne derece sınırlı olduğunun itirafını bekliyor. Modern dünyada bağımsızlık, her ne kadar içimize bir özerklik ateşi düşürse de, ağır şeyler yaşadığımızda yıkılmak isteği, belki de bu dünyanın bize yıkılma payı vermediği için ısrarla sürdürmek istediğimiz hallerdendir. Çünkü hayat, teslim tarihi bizim dışımızda belirlenen ve oldukça sert kurallara tabi bir fabrika gibi işler. Ve bizler aklımızın iyiye kötüye ermeye başladığı en çocuk yıllarımızdan itibaren buna uyum göstermek üzerine eğitiliriz. Sistemin dişlisi olmak ayrıca biz dişiler için ekstra zor onu da söylemek gerek. Biyolojimiz gereği her ayın ilk iki haftası dünyaları yerinden oynatacak motivasyon ve enerji son iki hafta kendinizi depresyonun kıyısından almaya çalıştığınız günlere de bırakabilir. Dolayısı ile bir kadından ayın her günü bile aynı derecede üretken olmasını beklemek de büyük yanılgı. Ancak şu nokta atlanmamalı, sorumluluklar da daima motivasyonla gerçekleştirilecek kadar keyfi değil. Bir arkadaşım kendisine sık sık "Motivasyon yok, disiplin var" diyerek aylarca sınava hazırlandı. Galiba bu yenilginin sınırları hala epey esnek. Ama şu yadsınmaz gerçek zihinlerimizin bir köşesine yazılsa iyi olur,
Uyuşukluk aslında istektedir, zihinde değil.
Sevgiyle