Sunday, 14 November 2021

Keşke Mimarlığı Okurken Bilseydim Dediğim 5 Şey

Merhabalar efenim uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz. Bu yazının konusu mimarlık eğitimini tamamlayan ve kısmen "gap year" ında olan bir taze mimarın kendince derledikleri. Lafı fazla uzatmadan yazıya geçeyim, ilk paragraf bu yazıyı neden yazdığımı ve sizin neden okumanız gerektiğini açıklayacak. İlerleyen paragraflar ise kendimce maddelediğim 5 kuralı açıklayacağım. Belki ileride bununla ilgili bir video çekeriz kim bilir!

Mimarlığın içerisindeyken neler olup bittiğini anlamak bile o kadar zor ki bırakın kendinize bir çalışma planı yapmayı "Arkadaşlar hoca şimdi ne istiyor?" kıvamına bile sık sık gelebiliyoruz. Aşağıda yazdığım kurallar akademi boyunca yapmaya çalıştığım ve hali hazırda hem akademide hem bugünde ekmeğini yediğim şeyler. Detaylarına geçmeden önce mimarlık okuyan tanıdıklarınıza yazıyı iletirseniz çok sevinirim, belki küçük de olsa ilham bulmalarına ya da gözlerinden kaçan bir şeyi fark etmelerine sebep olur.


1. Teslim tarihini kendin yazmak:

Bu madde özdisiplin konusunda güçlük çeken, teslim sabahına kadar şiş gözler fıtık olmaya niyetlenmiş bellerle uykusuz mimarlık mağdurlarımıza gelsin. Arabesk tanımlamayı bir yana bırakırsak hepimiz genellikle projeler için yeterli zaman verildiğini biliriz. Çünkü fark ederiz ki teslime 2 hafta varsa o ilk hafta ya yüzüne bakılmaz ya da oyalana oyalana bir şeyler çiziktirilir.

Son yıl fark ettiğim bu "hack", her jüride yapamasam da yaptığım her seferde hayat kurtardı. Stres yükünü aldığından ve o telaşeyi bitirmiş olduğundan jürilerimi hep iyi anlatma fırsatım oldu. Haliyle en iyi jürilerim hep kendimi bir şizofrenmişçesine inandırdığım erken teslimli jürilerimdi. 

Mesela ayın 15'i cuma mı teslimim, onu öğrenir öğrenmez ayın 13'ü çarşamba geceye her şeyi bitmek zorundayım diye not alıp ona göre hazırlanıyordum. Düzenli ajanda kullanan biriyim ve bu yöntem çarşamba geceye bitiremesem bile kalan o iki günde projeye puan getirecek eklemeleri yapıyordum. Ama burada püf nokta, çarşamba günü onu teslim etmezseniz 0 alacağınıza kendinizi inandırmanız.


2. Farklı yapılar/çevreler görmek

Farklı şehirler, ülkeler gördükçe fark ediyorum ki bir yapıyı gezmeden tasarlamaya kalkışmak tam bir işkenceymiş. Hocalarınızın "Bunu nasıl fark etmiyosun yaa?!" dediği şeylere şaşkın şaşkın bakan gözleriniz aslında çok haklı, öyle bir yer hiç görmedi ki! Arkeoloji müzesi tasarlıyoruz ama en fazla 2 kere gidip gezmişizdir, kütüphane tasarlıyoruz en donanımlısı belediyeninki. Bizzat başımdan geçen olaydır o yüzden bu kadar rahat yazıyorum. Bitirme projem bir tren istasyonuydu örneğin, üstelik ben de heveslisiyim projenin Ankara'ya İstanbul'a tren istasyonlarını görmeye gittim, 10'a yakın makale okudum. Gel gelelim ben Tren istasyonu ne demek Avrupa'da biraz gezince anladım. Bu şu demek "GÖRÜN". Biliyorum parasal noktada hiç kolay değil bu, bunu derken ahkam kesmek, baba parasıyla şirket kuran gençlerin motivasyon cümleleri gibi "ben inandım yaptım" gibi demiyorum bunu. Bunu elinize geçen her fırsatta, enerjinizi, paranızı ve vaktinizi buna verin diye söylüyorum. Bazen okulların, çeşitli kuruluşların çok güzel imkanları oluyor, onları kovalayın. O kadar kontenjan olmadığının farkındayım ama zaten kendine değer katmak isteyen insan da öyle çok değil, o yüzden endişelenmeyin.


3. Her fırsatta mimarlık ortamlarına girmek / çevre edinmek (Yarışmalar/Atölyeler)

Bu varlığınızı camiaya göstermek, sivrilmek için yapılması gereken ilk adım, durmadan zorlanması gereken bir kapı. Yarışmalara ne kadar erken hazırlanmaya başlarsanız o kadar çok şey öğrenirsiniz. İlk yarışma projem mimar bir ekipleydi ve ben yardımcı kategorisinde biraz literatür tarayıp biraz Autocad'de plan çizdim işin aslında. Ama oradaki bir mimardan projeye başlamadan önce o konu hakkında literatür okumanın ne kadar önemli olduğunu, bir caminin ihtiyaç programını,bu ekip işleri nasıl yürürü biraz öğrendim, çevremde olan mimarları tanıdım... Yani demem o ki bir tuşla onlarca kuş vurdum. Yarışmalar bu yüzden çok önemli.

Bir diğeri ise atölyeler, ben onlara mimarlığın kaymağı diyorum. Neden mi? Bir not karşılığı olmadan, hırslı rekabetlerden uzak üretim kaygısı, sizce de kulağa muhteşem gelmiyor mu? Orada öğrendiğiniz her şey projeye, mimarlığa bakışınızı değiştiriyor. Atölyelerde kurduğum arkadaşlıklar, tanıştığım insanlar, onca keyifli deneyimden sonra diyebilirim ki asla pişman olmadım. Gittiğiniz her şehirden birini tanımak, okullarda mimarlık nasıl bunu akranlarınızla tartışmak ve de en önemlisi keyif alarak, bunu hırs ve çıkardan uzak yapıyor olmak inanılmazdı, o günlerimi özlüyorum. Her atölye için kendi artı eksi tablomu oluşturup değerlendirirdim; seçmeliden BB almak mı 5 gün hiç tanımadığım 10 kişiyle çamur oynamak mı? /Beğendiğim o ayakkabıyı almak ya da haftasonu kafede arkadaşlarımla buluşmak mı yoksa onun parasını atölyeler için biriktirmek mi? Tabi ki ikincisi!  Mimarlığı sevmenizi sağlayan şeyleri sık sık yapmak sizi o eğitime daha çok bağlayacak ve heveslendirecektir. Ders anlatmasını çok sevdiğim hocalarımın dersine, o dersi almasam da sırf zevk almak, onların ağzından mimarlığı duymak için defalarca girmişimdir. Bu bugün bile değişmedi.

Bir şeyi sevmek istiyorsanız onu seven insanlarla vakit geçirmelisiniz!


4. İngilizce araştırmak

Bu her alanda olduğu gibi mimarlıkta da sizi yüzlerce adım ileriye geçirecek bir detay. Yani o proje metinlerini mousun sağ tuşuyla Türkçe'ye çevir demeden önce tekrar düşünmelisiniz. İngilizce kavrayışınız ne kadar artarsa istediğiniz şeyleri bulmak o kadar kolaylaşır, o kadar nokta atışı sonuçlara ulaşabilirsiniz. Burada kariyerinde bir yerlere yurt dışı yazmak isteyenler için özel not: BUNU YAPMAK ZORUNDASINIZ. İtalya'ya ilk geldiğimde en çok zorlandığım nokta buydu. Okumam gereken onlarca ingilizce makale ile bakışırken bunu kendim için daha önce neden kolaylaştırmadığımı çok sordum. Üstelik her proje yaklaşık 20 türkçe 1-2 de İngilizce makale okuyan biri olarak söylüyorum bunu. Akademi düşünüyorsanız yabancı yayınları okumaya, piyasa düşünüyorsanız da kendinizi o dilde iyi ifade etmeye çok ihtiyacınız var.


5. Kendi proje kriterlerini oluşturmak

Bu kısım ise projenizin potansiyelindeki en yüksek notu alması için gerekli olan kısım. Ben kendim için küçük bir checklist oluşturmuştum ve projeyi çizerken hep kenarda asılı duruyordu. Bendeki listeyi aşağıya ekliyorum ama bu listenin sadece benim kendim için ürettiğim bir şey olduğunu, muhakkak ki eksiklikleri olduğunu unutmayın lütfen. Umarım siz de kendinize bundan çok daha iyi liste oluşturur ve etrafınızdakilerle paylaşırsınız! 

1.Çevresiyle ilişkisi

2.Kent silüetindeki etkisi

3.Mekanların işlevselliği

4.Mekan atmosferi

5.Sürdürülebilirliği

6.Sirkülasyon sürekliliği

7.Cephe kompozisyonu

8.Grafik anlatımı


Bonus: Bir programda ustalaşmak

Teslim için gereken her üretim aracını zaten bilmek ve kullanmak zorundasınız ancak benim kastettiğim birinde ustalaşmak. Bu program tamamen size kalmış ancak bana kalırsa kariyerinizin ilerleyişini göz önünde bulundurarak, hangi kısımlarda daha iyisiniz ve hangi alanda çalışmak istiyorsunuz bunun üzerine yoğunlaşmalısınız. Bu sizi bir süre sonra aranılan eleman yapacaktır emin olun.



Lütfen kendinizi ve işinizi sevmeyi unutmayınız. 

Umarım kendinizi ve ne yapmak istediğinizi keşfetmeye çalıştığınız tüm bu serüvenden keyif alır, etrafınıza da keyif verirsiniz. Aklınıza takılan ya da sormak istedikleriniz için yorum yapabilir ya da mail adresim veranuryildiz@gmail.com'a mail atabilirsiniz.  

Arrivederci!


Sunday, 31 January 2021

Neden Açıldım?

 Öncelikle Selamlar,

Bu bloga denk geldiğim işler ya da üretimlerin bende bıraktığı duygular aktarıyorum uzun zamandır. Epey kendi halinde bir blog yani burası, okunma kagısı da yoktu, bu yazıya kadar. Samimi itiraflara yer vereceğim, yazı sonrası benimle özel olarak konuyu konuşmak isterseniz seve seve iletişime geçerim.


Yazıyı 2 bölüme ayıracağım, 

açılmak fikri aklından sık sık geçenler ; 

açılmak hususunda fazla teşvik edici ya da baskılayıcı davrananlar.

1.Açılmak mı istiyorsun?

Şimdi diyeceksin ki kızım sen zaten açıldın, kendine yandaş mı arıyorsun? Hepimize özgür olun, kendinizi bir kalıba sığdırmayın, nasıl mutluysanız öyle yapın mı diyeceksin. 

Cevabım çok net: Hayır.

Ne ile ya da nasıl mutlu olduğunuz konusu tamamen sizi ilgilendirir ancak bu açılma mevzusunun inanılmaz özendirici bir yerde olduğunun farkındayım, hatta buna pay koyanlardanım. Eğer yaşam tarzınızı değiştirmeyecekseniz(ki bu da çok saygıyla karşılanabilecek bir şey) : açılmayın. Instagramda gördüğümüz tarzlar ve hayatlar, üzerimize oturması mümkün olmayan kıyafetler gibi. Sürdürülebilir değil. Kendinize ve değerlerinizle ne kadar çatışırsa çatışsın, kullanmaya ve hatta ekmek dilenircesine bir köle gibi tapınmaya devam ediyoruz. Ya üzerinize yapıştırılan etiketler? Bazen bir ortamda uyum sağlamış olduğunuz için takdir almak, açık olsaydınız "relax" diyecekleri tarzınıza kapalıyken "paspal" denebileceği, entelektüel olduğunuz ya da buna gayret ettiğinizi herkesten çok efor sarf ederek ispat etmeye çalıştığınız, yaptığınız her eylemin her davranış ve hareketin durmadan yargılanması, engel olamadıkları küçümseyici bakışlar, iş başvurularınızın reddi... Bunlar kolay şeyler değil. Bu şekilde yaşamak inanın bana hiç kolay değil. Arkadaşlarınızın açık halinizi görünce hoyratça "Açıl ya!" demesi, sizi gerçekten sevip "Bundan mutlu olacağından emin misin?" diyen bir Allah'ın kulunun olmaması, etrafınıza hep şakşakçı toplamış olmanız rezaleti...

Yani demem o ki gerçekten zor olduğunu biliyorum. Defalarca kez yaşadım. Eğer açılmak isteme sebeplerin bunlarsa çözümün açılmak olmadığını bil. O aldığın tepkilerin de eğitimle ya da gittiğin şehirle bir ilgisi yok emin ol. Bu tamamen kalp meselesi, anlayış ve kucak açabilme meselesi. Bazı insanların kavrayışları seni değerlerin için öteleyebilmeyi makul buluyor. Çoğu kez o insanların ötekileştirici bakışlarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsun. Ama işte samimi olmak gerekirse, ihmal ettiğin kendine saygın ve çizdiğin sınırların; sana vicdan azabı ve kırgınlık olarak geri dönüyor. Başka insanların onay ve takdirini almak, kendi özgür tercihlerini yaşayamadıktan sonra hiç de esprili değil. Zannettiğimizden çok daha kolay manipüle ediliyoruz ve aslında bakarsan farkında bile değiliz. Burada önemli olan bir kaç parametre var, mesela arkadaşların, ailen, takip ettiğin influecerlar... Senin ve sınırların konusunda ne kadar hassaslar, ilk olarak bunu tartmanı öneriyorum. Eğer konu hakkında konuşmak istersen iletişime geç lütfen.


2.Kapalı Arkadaşlarımıza Karşı

Gerçekten fayda sağlamak istediğiniz insanlara kendi elinizdekini değil, onun ihtiyacı olanı vermeniz gerekiyor. Doğru olan biraz böyle bir şey. Yani açık fotoğrafını görünce "Of çok güzelleşiyorsun açıl!" denmez, ona kapalıyken çirkinleştiğini ima etmektir bu. Ya da açılınca "Sende aslında güzelmişsin!" Bunlar iltifat ettiğinizi düşünerek söylediğiniz ancak hiçbir anlamı olmayan şeyler. İmaj değildir, imaj değiştirmişsin tebrikler denmez. Hele hele yol ortası öyle tepeden "Niye yaptın?" hiç denmez, bu konu hassastır ve bir zahmet sizin geçici merakınıza meze olamayacak kadar önemlidir. İşin özü, kimse sizden tepki beklemiyor. Eğer yakın arkadaşıysanız, onun gerçek isteğinin bu olduğundan emin olmaya çalışın, uyarın. Bu alan ihlali değildir, bu değer vermektir. Her hatanızda yanınızda olan insan dostunuz değil şakşakçınızdır. Dostunuz sizi ve değerlerinizi bildiği için, sizi anlamak üzerine yoğunlaşır. Şu an kötü bir ruh halinde misiniz yoksa bu sizin gerçek kararınız mı, sizi buna iten ne.." bu soruların peşine düşer. Çünkü sizi bilir, sizi özünde neyin mutlu edeceğini de bilir. Yani hayatınızda size iyi öğütler veren insanlar yoksa üzgünüm ki fazlasıyla yalnızsınız. O yüzden birini seviyorsanız, onun değer yargılarını göz önünde bulundurarak akıl verin. Eskiden arkadaşlar bu işe yararmış, şimdi az biraz terapistler. Alana saygım sonsuz ancak şu konuya da isyan etmeden geçemeyeceğim, yahu size de deli saçması gelmiyor mu sadece eğlenmek ya da vakit geçirmek için insan biriktiriyor olmamız. Var mı biriyle tanıştım hayatım değişti diyeniniz? Yok. Çünkü öğünlük atıştırmalık hatta abur cuburlar gibi arkadaşlıklarımız. Lezzetli ama geçici,faydasız. O yüzden doydum diye kendimizi kandırmayalım. Bence dost dediğiniz kişi, siz kendinizle çatışırken dahi taraf tutmalı. Birini seviyorsanız, onun için iyi olacağını düşündüğünüz şey için savaşın. Sonunda onu kaybedecek bile olsanız. Çünkü sevgi biraz da "pragma"dır.


Tuesday, 12 January 2021

Günce 1

 Yazıyı bunu dinlerken okumanızı tavsiye ederim

Sahil Sesi

Bir sahil kasabasındayım şimdi,

Başımda şapkam, ayağımda sandaletlerim. Ilık bir meltem, biraz deniz kokusu okşuyor beyaz tenimi.  Nefes alırken göğü çekiyorum içime, tamamını hem de tek seferde. Derin nefeslerim tomurcuklar açtırıyor içimde. Bu mavi kayıklar ve cumbalar, ne kadar davetkar sesleniyorlar ismimi. Yıllardır buradayım sanki, sanki bu taşlar ve deniz, onlar bile biliyorlar ismimi. Öyle tanıdık bakışıyoruz, öyle sakin. Dokunduğum yeri güzelleştiriyor ellerim... Ümidim ve huzurum. Ben bu koyda, öyle tek ve öyle özgürüm ki. Kayboldum şimdi dünyadan, yeryüzünde yokum. Gökyüzünde de. Şimdi kimse yok benim için. Tekim. Silindim listesinden herkesin, hiç olmamış gibi. Öyle kendi halime bıraktılar beni artık. Öyle ki ben, ölsem şimdi burada, aylar sonra bulunur cesedim. Öyle kuytularına gizlendim cennetin, öyle yargısız ağızlardan uzakta kurdum medeniyetimi. Eğer siz de isterseniz, yer var burada herkes için. Benim yanımda değil, bambaşka bir koyda, bambaşka bir sahil kenarında, belki su altında belki bulut üstünde. Ben artık yokum dünyada, burası sıcak, burası sessiz. Burası o kadar ıssız ve kimsesiz ki. Burada yalnızca ben ve kitaplarım var, sevdiğim şarkılarım. Tütsülerim ve topladığım deniz kabuklarım. Büyüdüm ve artık tek başınayım. Tuhaf gelmesin ama, yalnız olmadığına eminim.