Sunday, 17 March 2019

Mimarlığa Dair

Yazıyı iliklerime kadar hissederek, her kelimesinde duraksayarak yazacağım.
Yazı mimarlığa , mimarlık eğitimi içerisinde olan ve bu süreci olabildiğince sevdayla yaşayabilen  birinin bakışının yazılı ifadesi olacak.Öncelikle yazı; pek çok gelecek dönem meslektaşıma hitap etmeyeceği için çok üzgünüm. Tasarım gibi her safhası heyecanlı ve iyi hissettiren bir sürecin bu denli işkenceli ve  maddi sebeplere bağlanmasını değiştirmem şu azınlık halimle epey zor.
Mimarlık nedir?
Mekan kurgulamaktır. Ama şu metrekare oda buraya,yanındaki şuraya... Böyle değil.
Yaşam kurgumaktır: Burada otururlar, şurada tıkınırlar... Hiç değil.

Ragıp Buluc'un çok naif bir ifadesidir "İnsanların aşık olacağı mekanlar yaratmaktır."
İşe zannettiğiniz kadar duygusal yaklaşmadığımı bilmenizi isterim. Derdim işin fiziğini de,kimyasını da tasarlarken hissetmek.Nasıl mı?
Bir cafe projesini çizerken hakikaten düşünmek orada birbirine aşık olacak olan iki insanı.Tasarımınızın gerçekleştiği hayalini kurarken o gözbebeklerini büyütüp etkilemeyi kolaylaştıracak loş ışığı, göz yormayan duvar dokularını, hakim kahve kokularını hissederek.
Ya da bir hastanede çizdiğiniz duvarlar arasında insanların en sevdikleriyle kucaklaştıklarını. Belki acılarını belki sevinçlerini paylaşacak döşemelerinizi,onlara hayatın devam ettiğini hatırlatacak ışık huzmesinin araladığı açıklık detaylarınızı.
Yaşam kurgulamaktır mimarlık; insanların kendilerini dışarı atmak istemeyeceği küçük ancak ferah evler tasarlamaktır.Kanaati öğretmektir, az çizgiyle çok mekan çözmektir.
Girince çıkmak istemeyecekleri okullar,camiler tasarlamaktır mimarlık. Entelektüel her boşluğun ihtiyaç olarak algılatılması için verilen uğraştır. İnsan Tanrı'nın sanat eseridir derler.İnsanla uğraştığı için sanattır.Sanatı anlama yahut anlatma kaygısı taşıyan her alan gibi.
İşin özü kolon kiriş tasarımından çok ötede anlayacağınız.Bir mimarlık öğrencisi kendisinden yüzlerce yıl önce koyulmuş taşlara bakarken heyecanlanmıyorsa,elini taşa sürerken tarihe dokunduğunu hissetmiyorsa,geçmişi okumuyorsa hepsini geçtim kendisinin tasarlaması istenen bir projede kendinden bir şey katmak kaygısına hiç girmeden geçsek yeter diyorsa; üzülerek söylüyorum ki daha çok apartmanlar dikilir sit alanlarına.Bu tıpkı insanları iyileştirmekten gram haz almayan doktorun iş hayatı gibidir. Anlaştığı ilaç firmasının ilaçlarını yazar reçetenize hastalığınızla alakası olmayan, toplantılarında ameliyat sayılarının arttırma kararları alırlar bu hakikaten de opsiyonelmiş gibi.Çok üzücü.
Umarım hissetmeyi unutmuş neslimizden düşünebilen ve işini aşkla yapan nice insanlar çıkar ve ben de onlarla tanışma,sohbet etme fırsatını yakalarım.Ben mimarlığın bir tutku olduğunu ve gün geçtikçe içine düştüğümü fark ediyorum.Kafanızın içinde sürekli projenizin canlanmış halini düşünmek, henüz inşa edilmemiş yapıları zihninizle deneyimlemiş olmak, ne haz verir, hakikaten hissedince.

Wednesday, 13 February 2019

Dinlediğin Ruhlar

Donna Summer/ShyBoy
She Works Hard For The Money


Bu da bizi ruhumuzdan yakalayan bir başka şarkı. Seksenlerin en hit parçası olduğunu biliyorum, bizdeki Fabrika Kızı'nın farklı bir yorumu. Kapitalist sistemin içerisinde eritilmeye çalışılan, karşılığı verilemeyen emekler için kaleme alınmış ve Donna Summer çok naif bir şekilde seslendirmiş. ShyBoy yorumunu daha çok sevsem de seçim sizin.Galiba bunun sebebi Donna'nın şarkı klibinde fazla eğlenmesi ve sanki bu şarkı içerisinde hiç hüzün barındırmıyormuş gibi abartılı danslarla bir sahne gösterisine çevrilmiş olması. Bu kadar dokunacağını hiç kestiremezdim ben de keşfettiğimde. Abdi Bey'in hikayesinde Donna Summer'i görmüştüm,tamamını dinlemek için acele acele arama yaparken ShyBoy'un yorumuyla karşılaştım.Bu söylemime belki tepki gösterirsiniz ancak galiba kapitalizmin dili olan İngilizce'den ruhuma bu derece dokunan şeyler dinlemek beni içten içe şaşırtıyor,hem de her defasında. Galiba bu da müziğin azizliği. Galiba bu; müziğin insanüstü kudretinin reddilemez ispatı. İnsanın hata yapan ve yakan yıkan rezaletini aklama çabası müzik yapma, o aziz olguyu yansıtmak için uğraştığı olgusu. Müzikle kalın.

  


Monday, 28 January 2019

Şiirsel Anlatımlar

Kaç(a)mamak


Gece olmadan,
Ölümü tatmadan yazıyorum bu terkedişi,
Terkediş mi kavuşma mı olacağını kestirmiyorum henüz 
Gitmeden bilemem ben böyle şeyleri.
Deneysel yaşanır benim gözümde hayat,
Bunu buraya yazarım bu denli basitçe
Kırılmaktan deliler gibi korkmuyormuş gibi.
En iyi bildiğim yolun odamdan mutfağa olduğunu
Siz de bilmiyormuşsunuz gibi.

Gitmeyi aklım kesince toparlıyorum
Dağılmış ne varsa kucaklıyorum saygımdan
Zamanında ağlayarak okunmuş kitaplar,
Yakışacağı umularak alınmış kazaklar,
Gün ortasında akla düşen imdatlarla
Sıkıştırıyorum ahşap kasaya 
Gidececğim yerde görmek istemediğim her şeyi.
Esasında gitmeyi de bu sebeple istiyorum belki
İlmek ilmek sökülen ruhumu
Parçalamadan giyinmek için
Belki başka düşlerden üzerine
Yamamak için.
Bir yanım deli gibi kalmak arzusuyla çırpınırken
Bir yanım yenisini istiyor hepsinin.

Bu kadar hazırlandım
Bir hayat  neredeyse
Sırf şu ahşap kasadan kaçmak için
Gün ağarmadan çıkıyorum
Büründüğüm tüm kimlik ve önyargılardan
Edepli olduğu sanılan tavırlardan
Sessiz attığım her kahkahadan
Hiç dokunamayışımdan, tabularımdan...
Değişime yalnız gitmeliyim diyorum içimden
Yakıştırılan her şeyden sıyrılıp gitmeliyim.

Dur biraz, 
Bu da bir önyargı belki

Ah başım...

Ne diyordum ben?
Bir yere mi gidiyordum?
Hay Allah geç kalıyorum öyleyse
Şu ahşap kasayı alıp gideyim en iyisi.
Geriye bir şey kalmamış çünki.


Sunday, 27 January 2019

Farklı İnsanlarla

Hayata Ait Miyim Sahiden?


Kaderlerin kesiştiği yerde dinlediğim,anlamakta bir hayli zorlandığım, yaşadığım yahut gördüğüm hayatlardan çok farklı ve beni derinden etkileyen bir tanışma hikayesi anlatacağım.Yaşça benden 3-4 yaş büyük ve dışardan güçlü,kararlı duruşuna imrendiğim bir kadın.Denk geliyoruz bir yemek masasında; selamlar veriliyor biraz muhabbet ediliyor. Mesafeli konuşmalar başta ancak ikinci üçüncü sefere sabaha karşı uzuyor sohbetler, ortaya dökülüyor hayatlar. Üç kez intihar teşebbüsünde bulunduğunu şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken duyuyorum. Devamında geçmiş olduğunun şükrünü beklerken "Neden ölmedim sanki?" sorusuyla irkiliyorum. İntiharı hiç denememiş birinden bunları duymak kolaydır. Ölümle arayı açmamaya çalışan birisi, pekala hala ölmek istiyorsa; zamanında var olmayı reddettiği dünyada yaşıyor demektir,onca zaman sonra. "Neden gerek var ki bana, ben burada ne yapıyorum neye yarıyorum,kim seviyor ki beni?" diye dolan gözlerle sordum kendime dedi.Dolan gözlerle dinledim sabaha dek. Babasız başlamış bir hayat, sevmeyen anne ve ilgisiz koca. Benim hayatımda yoktu böyle hikayeler,varsa yoksa günlük telaşlar, koşuşturmacalar,yakın çevrem böyleydi özellikle. 
Günlerce belki haftalarca düşündüm.Aynı gök altında yaşarken,aynı uzuvlar benzer akıllarla; o Dünya'da yeri olmadığını o derece kanıksamışken ben; bir şeyleri değiştirmeyi, ümitle güzel bir duvarın güzel bir tuğlası olmayı hedefliyordum,inatla. Neden dedim.
Aslında onun da yeri var mı yoksa ben mi iyimserim?Sebebi neydi, insan neye ait hissederdi? Huzur, arayınca bulunan bir şey miydi yoksa biz mi var ederdik? 
Fark ettim ki günler sonra,sevgi insanı ait yapıyor.Bir yere bir şeye bir kişiye.Hepimizi sevgi bağlıyor hayata fark etmesek de.Aileniz tarafından güzel sevilirseniz kendinize ait olacağınızı biliyorsunuz en başında. Kim olduğunuzu; en büyük hatalarınızdan tutun da tüm doğrularınızla, sabah ilk kalktığınız halinizle saatlerce hazırlandığınızdaki farkı önemsemeyen insanlarla anlayabiliyorsunuz. Bir Cins dergi sözüydü anlamamıştım,sonra düştü;
"Gitmenin; döneceğin yer sana gerçektem aitse mümkün olabileceğini anlıyorum artık."

Sevilmek öyle özgür kılıyor ki insanı,o an anladım.Sizi hep kabul edecek bir sığınağınız olunca gitmekten,çarpışmaktan ve değişmekten korkmuyorsunuz. Temel nokta bu belki de, hayatın fırtınalarıyla çarpışabilmek için dinlenip yüreğinizi onarabileceğiniz bir liman bulmak zorundasınız.Limanı bulmaya en yakından, anne babadan başlamalı.Belki eş ilerde(Ararken sgk dan önce buna bakmak lazım galiba). Ama ne olursa olsun bulmalı. Hep dalgalı deniz, fırtına içinde yıkılmasanız bile sabit ivmeyle, gün geçtikçe yıpranırsınız unutmayın. Sevgiyle kalın,sevdiklerinize değerli olduklarını hissettirin,söyleyin.Diğer türlü saksıdaki çiçeklerden ne farkımız kalır? Hissettirmeden sevmenin, öpmeden sarılmanın okuma bilmeyen birine sayfalarca şiirler yazmaktan ne farkı var Allah aşkına. Önemli olan ileteşebilmek.Ne faydası var daha bana anlatamadığın,anlaştıramadığın sevdanın.
Dileğim aidiyeti iliklerinize kadar hissedecek şekilde sevmeniz ve sevilmeniz.Ha bi de bunu her koşulda hissettirebilmeniz.Bol şans!

P.S: Ben ablayım.

Yaşanmış Kitaplar

Dostoyevski - Yeraltından Notlar

      Psikolojisinin sağlıklı olmadığını daha ilk sayfalardan anladığımız kahramanımıza biraz sempati biraz acıma duygusuyla bakıyoruz ilk bölümünde. Yazar kitabın önsözünde ilk kısma hayal ürünü, ikinci kısma ise yaşanmış olayları yazdığını söylüyor ancak ilk bölümde tanıdığınız adamın ikinci bölümde hayatından bir kaç hafta okuyoruz.Kendini üstün gördüğünü açık seçik ifade ederken; kendinden aşağı olduğuna emin olduğu insanlara kendini kanıtlama çabasında. Zannediyorum ki yalnızlığı hem benimsemek; hem de ötelemek için deliler gibi çırpınmak; dışardan umursamaz gözüküp iç dünyanızda binbir çatışma yaşamayı zorunlu kılıyor. Kahramanımız etik davranmanın erdemine inanırken,yalnızlığına öfkeleniyor daima.Etrafındaki herkesi umursamazca kırmaya çalışırken, gün sonunda istemsizce vicdanını duyuyor. Ortaya ummadığınız bir patolojk vaka ve garipsediğiniz, sevip sevmemekte emin olamadığınız bu çarpık kahramınınız çıkıyor.Beni etkileyen cümlelerinden bazılarını aşağıya yazıyorum; iyi okumalar!

"Ucuz bir mutluluk mu yoksa insanın ruhunu yücelten bir acı mı daha iyidir? "

"Sizler; korkak davranışlarınıza "ölçülü davranış" kılıfını geçirip onunla teselli buluyorsunuz."

Genelevde sabaha karşı yanındaki kadına;
-Ben üzüntüden geldim.Söylesene, bunun neresinde iyilik var? Az önce...Seninle...Beraber olduk... Tek kelime konuşmadık.Sonra iki yabancı olarak konuşmaya başladık. Sevişmek bu mu? Böyle mi olmalı? Kepazelikten başka bir şey değil bu.

Puşkin'in şiirinden;
"Evime başın dimdik ve korkmadan
Evimin kadını olarak gir."

-Ya sevmesi imkansız bir insansan ve sevgiyi manevi üstünlük olarak görüp baskı aracı olduğunu düşünürsen? Sevgiyi, seven insanın kendisini esir etmesi olarak kabul ediyorum.



Saturday, 26 January 2019

Dinlediğin Ruhlar

Mariza'Minha Alma

      Bazı şeylerin dili olmuyor, ırkı,zamanı...
Bazı şeyler kendini gerçekleştirme kaygısını aşmış oluyor çoktan,kendini var etme zaferine şahit oluyorsunuz daha giriş melodisini dinlerken. Bazı şarkıların tüm melodileri kucakladığını hissediyorsunuz. Dinlerken tutuyor sizi ve "İşte bu! 8 Nota ancak bu kadar güzel kombinlenebilirdi!" diyorsunuz. Çok ötede realiteden, hissetmekten bile.
     Bilmediğiniz bir kadın, bilmediğiniz bir dilde yaklayabiliyor sizi; biraz geçmiş biraz geleceğinizi. Bir yerledenden biliyorum bu acıyı diyorsunuz. Bu ses, bu haykırışlar fazla tanıdık. Yalnızca sektörde var olmaktan da ötesini arzulyor bazıları.Var etmeyi istiyor. Duyduğunuz ritimler tutup çekiyor sizi bir yerininizden. Bir dalınız o uzaktaki ruha yaklaşıveriyor. Var oluyorsunuz; Hiç tanımadığınız birini dinlerken.
     Her duyuşum ayrı lezzet artık benim için. Hayatımı, (miktarına bakmaksızın) güzelleştirdiğin için minnettarım, Mariza. Sevgiyle ve müzikle kal.


Selam Veriyoruz

   Selam sevgili okur;

Bu ilk yazım olduğu için selam vermemenin kabalık olacağına eminim. Bu blogu açmanın temel amacı güzel anları biriktirirken bir zaman sonra kaybetmemek için kaydetmek. 
Ocak ayında yazılan yazılar belirlenen kategorilerinin ilk yazısı olacak. Çeşitli konularda farklı üsluplarla yazmayı umduğum sitede, eleştiri veya önerilerinizi iletmeniz beni çok mutlu eder. Umarım güzel deneyimlerimiz olur ve keyifle takip ederiz blogu.