Thursday, 13 February 2025

İsim, İmaj ve Partner: Yeni Kimliği İnşa Cüreti

İnsan kendini tanımlamaya ve dolayısı ile inşa etmeye sözlerle başlıyor. Duyduğunuz ve öğrendiğiniz ilk söz ise isminiz. Seçim hakkınız olmadan tüm yaşamınız boyu üzerinize yapışan, olumlu duygular besliyorsanız aidiyetinizi güçlendiren, olumsuz deneyimlere maruz kalmanıza sebep oluyorsa son derece rahatsız bir bellek yaratan isimler... Kendini inşa etmek, kişiyi tanımlayan şeyleri bırakma cesareti göstermesidir. Vedalaştığınız özne, daima içinizde bir yerlerde fısıltılarını duyacağınız bir dost olarak kalıyor. İşin özünde eski kimliğinle ayrışmak, mümkün değil, olmamalı. Adako kompleksi olarak adlandırılan bu genç hastalığı köksüzleşme meyilinin bir yerlerinde, kökün varlığını kabul de beraberinde gelir. Ancak kök, ağaç kökü olmamalıdır. Atılgan'ın aksine şahsım olarak şuna karar kıldım, daha çok rizom bir kök kastettiğim. Bir oluşun sonunda gelmiş ya da ondan meydana gelmiş olmayı değil, tek başına da anlamlı bir birliği temsil etmek niyetindeyim. Yine ait olduğum ilişkilerin beni bir bütünün parçası kıldığı, ancak onlarla uyumlu bir birliktelik geliştirmediğimde faşistce dışlanmadığım. Böyle bir kendilik kastettiğim. Eksiği çoksa da önemli değil. 

İmaj da aslında isim gibi. Bireyin ait olduğu çevreden bağımsız olması mümkün değil. Esasında tüm moda da bir öykünme hikayesi. Bir karakter, bir beyan ve kimlik deklerasyonu imaj. Benim için başörtüsüydü. Biçim mânâdan ayrışamaz ve her mânâ herkesin zihninde ayrı şekillenir. Neyse ki o dönem otoriteye baş kaldıracak bir bilinç geliştirmediğimden beni "entelektüel" kılmayan her şeyden vazgeçmiştim. Bundan böyle en basit dileklerin sonuna inşallah demeyecek ve saçlarımın görüntüsünün siyasi görüşümle ilişkilendirilmesine mahal vermeyecektim. Bu sayede marjinal kimliğim kirli zihinlerde çoktan oturmuş yobaz sterotiplerle örtüşmeyecek, ben de daha özgür bir karakter inşa edebilecektim. Self-oryantalizm de benim o çalkantılı zihinsel sürecimde böyle günah değildi.

Evlilikse tüm bu kimliklerin bir yansıması ve bir anlamda birleşmesiydi. Öyle ki bazı kimlikler doğuştan uyumluydu, geçirdikleri dönüşümlerse takriben paraleldi. Kökler benzeşiyor ve uzadıkları koordinatlar birbirlerini susuz ya da ışıksız bırakmıyordu, yani çıkarları ve hedefleri ortaktı. Ancak bazı evlilikler, dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz bir çatışmanın yuvası olabiliyordu. İkisinin de toprağın altında ve kökleniyor olması gerçeği ayın sonunda aynı ürünü verecekleri anlamına gelmiyordu. Bir patates, daima patates olarak kalır. Filizlenen uzantılar bir zencefile benzese de, onu orada kestiğinizde bulduğunuz şey yine patates olmaz. Üstüne üstlük büyür, zencefilin köklerini sıkıştırır, onu kendisi gibi büyüyememekle suçlar. Ancak günün sonunda zencefil kendince büyür ve bir çimdiklik bir kullanımla, girdiği her yerde de kendini hissettirir. Zencefilin kendiliği, formundan ve gelişme sürecinden bağımsız bir gelecek idealine kapılmamasıyla mümkündür. Varoluşu, keskin kokusu ve acı tadındaki şifayı kabulü ile mümkündür. Köklerinin sıkışmadığı coğrafyalarda büyümek, bunu yaparken adını ve inşa ettiği fikirlerini kendisine sık sık hatırlatmakla mümkündür. Ve tabi ki bir patates ile olan birlikteliği, günün sonunda köklerinin intiharı ya da bir kendine söylenmiş yalanları doğrulama öyküsüdür.

İçinde bulunduğumuz toplumu ve onun öğretilerini yaşadığımız her an, her saniye yeniden öğreniriz. Zihnimiz bizden habersiz çalışan küçük bir makine gibi durmadan çalışır ve bize sahip olduğumuz o "içgörü"yü kazandırır. Hiç farkında olmadığımız anlarda zihnimiz duyar, görür, kaydeder. İşlediği bilgilerle hisleri ve değerleri benzeştirir. Ancak özgürlük, nedenselliğe sarılmış bir zihinde daima köke inmek ve kavramak ister. Bizde canı istemek kavramı bu sebeple oldukça ilginç. Bir bireysellik belirttiği zannedilse de hiçbir nedenselliği yok. Oysa kendini inşa, isminden imajına, seçtiğin partnerden yediğin yemeğe kadar dolaylı ya da doğrudan yaptığımız tüm seçimlerin toplamıdır. Ve yaşam sizden bir beyan ister. Varolmanın bedeli bu kimliğin beyanıdır, varlığıyla da yokluğuyla da. Buna en somut örnek sosyal medya hesaplarımız olabilir. Kullanmayanın bile kullanmayarak ona dair bir beyan veriyor olduğu gibi. Dolayısıyla sevgili okur, kendilik inşasına cüret, ait olduğun kimliklerin, sana içkin olduğunu bildiğinden, daha korkusuz savaşmaktır. Savaşın galibine de hakkı olan toprakları bağışlamak. Ne demişler, derisini değiştirmeyen yılan ölmeye mahkûmdur. Bu durum fikirlerini değiştiremeyenler için de geçerlidir.


Sevgiyle, tefekkürle 💐