Sunday, 6 October 2024

Ateşine Sahip Çıkmak

Güzel kızım,

Senin neşene hayran olarak gelecekler,

Işığından bir parça alıp,

Kendilerine de katmak isteyecekler.

Harlı bir ateş, verdikçe eksilmez diye,

Tüm o temizliğinle vereceksin...


Sonra seninkinden hep daha sönük kalacaklar,

Daha da fazla isteyecekler,

Etrafına korunaklı bir karakter örmeden,

Durmadan senden inanç ve neşe devşirecekler.

Onlara aldanma güzelim.

Söndürene kadar seni

Gitmeyecekler.


Onlara sahip olduğun neşenin,

Sana içkin olduğunu hatırlat.

Ve de ki;

Sadece bana kadar var,

Üzgünüm, kendi ateşini kendin yakmayı

Öğrenmek zorundasın.

Sana yalnızca bir kaç kibrit belki bir kıvılcım sunabilirim.

O da ateşin biraz yorulursa.

Sıfırdan bir odunu yakmak,

Beni söndürebilir.

Sönsem de yine yanarım evet,

Ama daha da büyümek varken,

Neden vakit kaybedeyim?

Benim de bir ömrüm var

Her şeyin olduğu gibi.



Friday, 4 October 2024

Savaşını Görmek

 Merhaba sayın okur, bugün konumuz benim de çok sevdiğim ve her fırsatta elimden geldiğince, bütçem yettiğince yaptığım şey: seyahat etmek.

Zannedersem beni biraz tanıdıysan bu süreye kadar, kastettiğim şeyin lüks otel tatilleri olmadığını da çoktan anlamışsındır. Kastettiğim biraz kendi başına, ucunu hesap etmediğin ve keşfedeceğin türden bir deneyim. Yolda buldukların, sana ayna olacak. Nereden mi biliyorum, çünkü bana hep oldu. Hoş, ne için bakarsan onu bulursun. Tefekkür dedikleri de zaten biraz öyle bir şey. Kendinle yüzleşmek tüm bunların arasında en zor olanı. İnsanın kendiyle kalması da güç, hele de duygusal bir boşluktaysan ve içindekilerin adını tam koyamıyorsan. Kendinle kalmak, sana kaçacağın sokaklar bırakmayan bir müsaitlik yaratıyor. Sırt çantanda gelecek kaygın olmadan, birilerinin sana yüklediği derin ve ağır sorular olmadan çık ama. O zaman heybene bulduklarından iliştirebilirsin. Ve insan, büyük acıların ardından seyahat etmeliymiş. Acısına başkalarının gözünden bakabilmek için. Korkma kaybolmazsın, ip hep beline bağlı. İran'a ilk gittiğimde, zamansız ağlamalarım vardı, bir söze, bir ritme. Sonra orada boşanma hakkı olmayan kadınları görünce, istemsiz bir sevinç kapladı içimi. Ya da yarınla ilgili tonla kaygısı olan insanlarla dertleşmek, onların belirsizliklerinde kendinden bir şeyler bulmak. İnsan olmak bu aşinalıkların hepsini kucaklıyor esasında. Bir gece yolculuğunda, bir hikayeyle çok şey değişti aklımda. Büyük İskender'i anlatıyordu arkadaşım. Onun dünyanın en büyük zaferlerini kısacık bir zamanda nasıl kazandığını. Hikayeye göre İskender İran sınırlarına yaklaştığında askerleri artık isyan ediyormuş. Yeter İskender demişler, bu ganimet bize yeter. İskender ise mücadeleden bir adım geri durmak şöyle dursun, sürekli artan bir hırsla yeni seferler yapıyor, topraklarını hiç durmaksızın genişletiyormuş. Durumu hocası olan Aristo'ya söylemiş askerler. Demişler ki İskender durmuyor. Aristo'dan cevap gelmiş,

"İskender duramazdı, onun savaşı kendiyle."

Hikayenin bu kısmını duyduktan sonra donakaldım. Demek ki asıl muharebe insanın kendisiyle. İçimdeki cephelerin tahliliyle başladım. Hangi konuda neyle savaşıyordum içimde, neyi bırakmam gerekiyor ama bırakamıyordum? Kendinize kılıç çektikten sonra bilirsiniz ki kazananı olmaz o kavganın. Pes etmekse gururunuz için iyi değil. Kazansanız bu sefer öldürdüğünüz kişi, belki sizi bugün siz yapan kişi. Kendinle ve içindekilerle mücadelenin handikapı bu muhtemelen. 

Savaşma güzel dostum, pes etme, sadece çekil. Bunu kavga anında aniden sarılmak gibi düşünebilirsin. Kocaman sarıl ve ona de ki "Seni seviyorum, seni anlıyorum. Mücadelen için minnettarım. Ama yorulduysan gel dinlen. Seni temin ederim asıl düşmanın ben değilim. Hiçbir zaman da olmadım. O yüzden şimdi gel kucaklaşalım, öpeyim yanaklarını. Sen anlat, ben anlatayım. Haksız olduğun yerler olması seninle bir ömür savaşacağım anlamına gelmiyor. Seni ve sahip olduğun her şeyi seviyor ve kabul ediyorum.."

İçimdeki küçük kıza hiç öfkelenmezdim ama umursamaz aşık biraz dizginlense fena olmazdı. Yani sevdiği biri için her şeyi yakardı ve asla pişman olmazdı. Yani bundan bir kaç yıl önceki Vera, hayatta aşktan kutsalı yok sanırdı. Aşk beni tamamlar sanırdı. Ne toy. Aşk bize binlerce güzel an yaşatsa da hikayenin seninle kıymetli olduğunu unutma. Kendi payını yadsıma. Öyle temiz ve masum şeyleri inşa etmek, dürüst bir kalp olmadan mümkün değil ya hani, öyle işte. O kıza öfkeliydim. Sonra düşündüm, çok güzel filmlerin de sonu kötü bitiyor sonuçta. Muhteşem oyunculuklar, inanılmaz iyi açılar, duygular sahne geçişleri derken, bir bakmışsın sonunda kimse sonsuza kadar mutlu yaşamamış. Titanik mesela, ne iyi film, sonu kötü bitti diye kötüleyemezsin. Kendimi de aslında böyle sahiplendim. Ah kerata dedim, çok güzel iş çıkardın ama bu filmin sonu iyi gitmedi. Üzülme güzelim diyorum, senaryo sana bu sefer böyle denk geldi. İşin aslı o genç kadını da kucakladım İran'dan dönünce. Onu üzenleri de affettim. Her şey bu hayatta, sana bir şeyler öğretmek için ve acı, en iyi öğretmendir. Kabullendim onu ve hatalarını, heyecanlarını ve ağlamalarını. Günün sonunda birbirimizi büyüttük çünkü. Sen o gün o hatayı yapmasan, ben bugün burada, bu kafada olmazdım güzelim dedim. O yüzden savaşmayalım. İlla savaşacaksak, bu yine inandığımız bir değer uğruna olsun. O zaman gözümüzü bile kırpmayız, sana söz veriyorum.


Sevgiyle,

Kucakla.




Wednesday, 2 October 2024

Yürümeyi Öğrendikten Sonra da Düşeriz

 Geçtiğimiz günlerde bir dosta artık çok yorulduğumu, geçen ay üstesinden gelebildiğim düşüncelerin bugün altında ezildiğimi söyledim. "Bir zamanlar yapıyordum!" diye kendime öfkeleniyordum. Bazen insan düştüğünden çok kalkacakmış gibi hissettiğine ağlıyor işte. Yani olmayana üzülmüyoruz, olacak gibi olup umutlandırmasa. Gözlerim dolarak anlattığım dakikaların ardından bana baktı, gülümsedi, dedi ki canım dostum; "Yürümeyi öğrendikten sonra da düşeriz. O grafiğin, yaklaştığında, aşağı bir eğri gibi gelebilir. Ama uzaklaşınca fark edeceksin ki aslında yukarının grafiği o. Anlık kaygılarına ve hüzünlerine çok kaptırma. Hepsi geçecek, biliyorsun." ve ekledi bir başka dostum, "Artık düşsen de kalkacağını biliyorsun, yürümeyi öğrendin o zor süreç bitti çünkü."

İnsan bilmediği her işin acemisi. Terk edilişlerin ya da edişlerin de öyle. Yaşadığımız gerçek hayat deneyimleri, öyle okulda öğrendiğimiz sisteme hiç benzemiyor. İnsan ilişkileri, üzerine siz çalıştıkça iyi olmuyor her zaman. Öyle bağımlı ki karşıya. Siz eskiden sınavlarınıza yaptığınız gibi olsun istiyorsunuz, çabanıza bakıyor sanıyorsunuz. Ama işte hayatın cilvesi, çok çalışsanız da başaramayabiliyorsunuz. Galiba bu durum egomuza büyük hasar veriyor. "Çok sevdim, çok çabaladım, gözlerinin içine baktım, elimden gelen her şeyi yaptım nasıl olmadı?" Olmayabilir güzelim. Zaten büyürken tüm gayretimiz bir kendilik ve iktidar inşa etmede, büyüyünce de onu layıkıyla görmek ve icra etmek istiyoruz. Ama iktidarın buna yetmiyor, krallığın güneşin doğduğu o açık ovalar değil. Sınırların bunlar senin, bir başkasınınkine giremediğin. Günün sonunda kimsenin kalbine giremezsin, aklına giremezsin, hayatına giremezsin o davet etmezse. O yüzden sen üzülme, bunların hepsi sana ince öğreti. Sen kendi krallığına odaklan, kapılarını kalelerini sağlamlaştır. Yağmacılar gelirse dik durabil. Şunu sakın unutma güzelim, sen içeri almadıkça kimse giremez o sınırlardan içeri. 

Güçlü kadınlarıma