Thursday, 5 November 2020

Şiirsel Anlatımlar

Kızımı Nerede Görsem Tanırım


Bir küçük kız,
Tepelerden bana el sallıyor
Taranmamış saçlarını okşarken rüzgar
Eliyle gel diyor usulca, 
ve tebessümle
Bekliyorum işte, hadi gel diyor.

Ağır ağır yürüyorum başakların arasından
Güneş yanağımı hafif yakıyor
Bir bastığım yere bakıyorum bir karşımdaki kıza
Yollar neden kısalmıyor?
Kız telaşlı, korkuyor..
Endişelenme diyorum,
Geleceğim az sonra,
Tutacağım elini sakın korkma.

Bağırma annem bağırma,
Bilirsin evlatlarının çığlığı
Ömrünü azaltır annelerin.
Ağlama yavrum, annen yanında.
Bak koşuyorum işte sana
Dolu dizgin atlar gibi
Yıllardır esir eden gönlümün
Zincirini yakan vuslat gibi
Ovalarca beklemişliğinde sevdanın,
Annen bir senin hayalinle,
Canında kan, göğsünde inanç bulmuş gibi

Ağlama güzel kızım,
Bak geliyor annen elinde şekerlerle,
Yeni kopardım dalından bu meyveleri,
Sil başındaki kanı Zeynep'im,
Kardeşlerin nerede,
Onları daha gömmediniz değil mi?
Bulamadınız mı kızım,
Son oynadıkları sokakta değil mi küçük soğuk bedenleri?

Yalvarırım ağlama küçüğüm,
Koştum yıllarca, yetişemedim.
Dur uyuma, uyku sana göre değil!
Ölüm senin için değil, 
Bu tanklar bu silahlar,
Gürültülü oyuncakları başkalarının,
Biz sana daha güzellerini alırız,
Paramız da yeter,
Birlikte oynarız.

Zeynep'im, Ayşe'm, Meryem'im...
Ben gelene kadar uyumayın iyi mi,
Bu uzun uyku anneye yakışır, 
Gecikmiş bir anneye,
Çok özür dilerim.







Saturday, 19 September 2020

Dinlediğin Ruhlar

 

Hissettirdikleri fazla güzel olan bir şarkı. Bir çok şeyi farkında olmadan harcıyoruz ve bunun çok geç fark ediyoruz. Genelde yeniden elde edemeyeceğimizi fark edince gelen bir his bu. Çok dürüst geliyor biten bir şeyin ilk 6 ayını istemek, şarkımızın kahramanı biten ilişkisinin ilk 6 ayını istiyor. Çünkü içten içe kötü bitmesiyle iyi başlamış olma halini bağlamak istemiyor. Gerçeklerin önlerinde bir engel olduğunun farkında, onlar ortaya çıkmadan görüşsünler istiyor, bir kaçış daha. 
Sonunda birini bulmuş olmanın heyecaını ve ilk geceki danslarını hatırlıyor, insan hatırladıkça unutmak da zorlaşır. Unutmak böyle durumarda; insana verilmiş bir hediyedir.O, hep güzel anlarıyla hatırlayıp gerçeklerden kaçıp kucağına atladığı bir sevgili olsun istiyor. Belki de yüzleştiği ve çarpıştığı olaylar onu biraz böyle ürkek yapmış.

Bu şarkı fazla gerçek geliyor. Dramatize edilmiş mutluluklar ya da abartılı romantik anlatımları olmadan. Sadece bir yardım çağrısı. Bir kaçış arayışı. Ve her şeyin başı güzeldir, bitebilir.

Umarım seversiniz. Ben kendisini bir haftadır günde en az on kere dinledim ve çok sevdim


Tuesday, 15 September 2020

Şiirsel Anlatımlar


Bitti artık sancılarım

Geçti gitti işte 

His yok içimde..


Dur bir dakika

İnsan yalan söyler mi şiirine

Kendini en iyi bilene

İtiraf ediyorum kırgınım biraz

Neye olduğunu bilmiyorum

Ya da kime

Ah ne seviyorum şu belirli işleri

Ne tam kurgulara sarılmışım meğer

Bir valiz gibi yanımda, tekerlekleri kırık

Meğer ben o Beyoğlu yokuşlarını

Ne ağır yükle yürümüşüm

Sırtımda olmasına taptığım hayat şeridi

Otobüsler,vapurlar gibi saatinde gidip

Durakta bekleyip durmuşum idealleri

"Kendi doğruların var ama onlarda da

Baya yanlış var haberin olsun" demişti biri.

Yüzleştikçe anlıyor insan

Kırıldıkça kışlık hazırlıklarının kavanozları.

Emeğine mi üzülse hiç yiyemeyeceğine mi?

İşin sırrı fazla kışlık hazırlamamakmış,

Her şeyi mevsiminde yemekmiş güzeli

Çantasında kırılır korkusuyla

Sekerek yürüyemiyor insan yolları,

Çıkmıyor keşfetmeye dar sokakları.

Yollar varmak için var yük acıtırken omuzlarımı

Kavanozlarca beklentim varmış meğer 

Beni hep bildiğim yollardan yürümeye zorlayan.


Bugün itibariyle bırakıyorum yükümü

Yoruyor beni.

Yok artık hazırlığım

Duraktan da ayrıldım.

Hayat dilediğin gibi gel

Artık hazırım.



Saturday, 22 August 2020

Şiirsel Anlatımlar

Nasıl oluyor anlamıyorum

Gün ağarırken birlikte

Soyunmaya başlıyoruz.

Gözlerimizi kapatıp

Üstlerimizi çıkarıyoruz.

Duyuyorum birbirine çarpan metalikleri

Çarpıyor eliniz kolunuz bedenime

Biraz çekil dercesine

Ki ben, inanıyorum.

...

Gün sonuna doğru açıyoruz gözlerimizi

Hepiniz aynısınız, her biriniz giysili

Hiç yara almamış bedenleriniz,

Her yeri örtülü ruhlarınız

Ve gizlenmiş korkularınız

Bir tek ben çırılçıplak kalıyorum.

Bir tek ben kırılmış ve incinmiş

Nasıl oluyor anlamıyorum..



Nasıl oluyor,

Anlamıyorum.

Thursday, 7 May 2020

Şiirsel Anlatımlar

Zaruri Yabancı

Tanrım, ne korkunç
Ne fena ihtimal annemin beni unutması
Bir zamanlar avucuna sığan ellerimi
Bir yabancılıkla
Hep o samimiyetinden çabucak,
Ama biraz yabancı olduğumdan
Her an bırakacak gibi tutması

Saçımı serdiğim dizlerinden uzak,
Her darbede sığındığım kucağından uzak,
O içten sevgisi ve öfkesinden uzak,
Tanrım ne korkunç ihtimal
Sevdiklerinde unutulmak.

Hiç unutmaz sandığım baba tarafı gaflarını,
Bir çiçek bile alınmamış kutlamaları,
Çok geç kalınmış özür beyanlarını,
Göz altında ve yüreğinde 
Bunca yıldır taşıdığı yorgunluklarını
Unutuyor annem bugün
Gençliğinin elmacık yanaklarını

Kardeşimin doğduğu sabahı
Benim gözlerimi, okulumu, adımı...
Doğurup emzirdiği
Günlerce beklediği kızını
Bugün çıkaramıyor annem
Nereden tanıdığını.

Rahminden göğsüme bir ılık ışık
Bir sıcaklık ellerinde, dudaklarında
Tanımasan da sev kızının başını
Öp yanaklarımı
Yalvarırım anne
Tıpkı eskisi gibi anla bakışımı
Bugün azar yemedim okulda
Bugün yeniden birine aşık olmadım
Saçlarımı çok sıkmış lastik
Bugün gün boyu ona ağladım.

Monday, 20 April 2020

Yaşam Dansı

Çember ?


Sahnenin ortasında bir başına buluyorsunuz kendinizi. Dönüyor,zıplıyor,koşuyorsunuz. Bir çember beliriyor sonra. Dönme tutkusunu hissederken içinizde, korkuyorsunuz bu pervane olandan. Sakınıyorsunuz başta. Bilmediğiniz, her yeni şeye duyduğunuz korku ve endişe var içinizde, çemberi hayatınızda ilk kez görmüşsünüz. Nasıl çalıştığının merakındasınız. Onu taklit ediyor,onunla dönüyorsunuz.İlk temastan sonra yavaş yavaş teslimiyet başlıyor, o dokunduğunuz şeye bir anda tüm bedeninizle kapılıveriyorsunuz. Onunlayken başınız daima dönüyor, bakışınız daima değişiyor. En başından beri peşinde olduğunuz eylem ve tutku, elinizin altında. Çemberle dans etmeyi artık biliyorsunuz. Ayaklarınızın yerden kesiliyor, yer çekimi farklılaşıyor, algı dünyanız tepe taklak. Bazı anları sarsıcı, belki korkutucu.Bir süre sonra yıprandığınızı fark ediyor,bırakıyorsunuz. Hayat pekala onsuz da mümkün diyorsunuz. Ama anılar, hisler asla eskimiyor,azalmıyor. Çemberle dönmenin, yaşamanın ne olduğunu tatmışsınız, onsuz bir şeyler eksik, yetmiyor. Yenisine yeltenirken kuşkulusunuz. Ne kadar yorduğunu, bazen ne kadar acıttığını biliyorsunuz. Tanrı'nın insana lütfudur unutmak, zamanla da acıları unutuyorsunuz. Yeni bir delilik yapıp, yeniden kapılıyorsunuz. Ve bu kez daha dengeli düşüyorsunuz. Daha güzel yeniliyorsunuz. Eninde sonunda, her şeye rağmen, çemberin içinde kalıyorsunuz.

Yaşamınız daima değişse de, hisler aynı kalıyor.
Bir kişinin, bir sevdanın, bir güvenin ya da bir ağrının,
nasıl hissettirdiğini unutmuyorsunuz.

Aşağıdaki dansı izleyin. Çember metaforunu yavaş yavaş, soft müziğiyle,
Hayat içinden keşfedin!

Şiirsel Anlatımlar

Kuşandım Kuşkumu

Elimi eteğimi çekip dünya telaşından
Bir gece ansızın farkına varıyorum.
Ezilmiş etlerim ve örselenmiş ellerimle ben
Bugün en çok kendime şefkat duyuyorum.
Çocukluğumu ve yalnızlığımı anımsıyorum.
Bir yere yetişmezken ne dakiktim
Ne ihtiyatlı ilerlerdi saatim,
Anı yaşamaya çalıştığımda
Akışa hiç kapılmadığımı fark ettim.
Ne çok şey yaşadım ve kaydettim
Oyunu kurmaya çalışırken dışında kalıyor,
Gülmüyor, eğlenmiyor, ebelenmiyor insan.
Birine güvenmeye çalışırken,
Teslimiyetiyle yüz göz oluyor daima,
İnanmak için çabaladığınız her şey;
Yalnız çabasıyla kalıyor.
Tökezliyor,
Zamanla içinizi kemiren kurtçuklarla
Sevmediğiniz akrabalarınız aranızdaki
O lanetli ve isteksiz ahbaplığa 
Benzer bir diyalog kuruluyor.
Kuşku, insanı ayakta tutuyor.
Tek sorun,
Uykunuz geliyor,
Yoruluyorsunuz,
Göz altlarınızdan okunuyor,
Tükeniyorsunuz.
..Ve Yine
Kuşku insanı ayakta tutuyor.

Tuesday, 14 April 2020

Kadın Olmanın Dayanılmaz Hafifliği


Selamlar veriyorum
Aynı dünyada yaşadığımızı sandığım insanlara,

Sıcacık, içimden gelerek kucaklıyorum

Yaşım henüz küçük,

Henüz çocuk.

Serçe parmağıma bağlayınca

Çözülüyor düğümü balonumun

Saçlarım toplanıyor ama

Çabuk bozuluyor, annem kızgın.

Elbise altına giydiğim çorap hep biraz yırtık,

Pantolonlarımın dizleri hep iz yapmış

“Yeni bir şey dayanmıyor” diye kızıyor annem

Bayramlıklarım hep dolap üstü

Bazı güzel oyuncaklarım da...

Çok konuşuyorum diye misafirler gidince kızıyorlar

Cilveli olmak iyi değil diyor babam

Yaşım altı, yaşım çocuk.


Birine ilgi duyuyorum ve çınlıyor kulaklarım

“Aman kızım, aman sakın!”

Yaşım onlarda,

Ya da yakın.


Spor müsabakaları var okulda

Annemlerden aynı uyarı

Yeni yeni kadın oluyorsun tabi

Erkek akranlarım meraklı

Yaşım on dört,

Ya da ona yakın


Bir gün fark ediyorum

Yaşım arttıkça da artıyor kaygılarım.

Kadın olmanın dayanılmaz hafifliğini

Her yaşımda ziyadesiyle tadıyorum.

Çocukluğumdan beri oynayamadığım her oyundan,

Katılmadığım her spordan

Cesaretimi toplayıp kabul edemediğim her tekliften,

Yaptığım saçtan, taktığım şaldan

Giyindiğim her lanet kumaş parçasından

Didik didik eleştirilerek, iğrenç bakışlarınızla

Neredeyse her yaşımda

Kadın olduğumun farkına varıyorum.

Ben kendimin çocuk dahi olduğunu fark etmezken

Kadın olarak doğmanın lanetiyle kalıyorum.

Sokak ortasındaki çekingesiz tavırlarınızdan

Bana sormadan kurmaya çalıştığınız tensel temastan

Laubali hitaplarınızdan
Sürekli sakınmak,

İnandığım dinin kılıfında dayattığınız

Her alçak ve mağdur role inanmak

Korkuyla biber gazı taşımak

Beni ciddiye almanız için hep biraz ciddi olmak
Sadece varım diye,

Bunları yaşamak zorunda bırakılıyorum.


Birilerinin acısını,

Birilerinin hayat mücadelesini anlatınca

Konuştu yine “Feminst!” Oluyorum.

Kapanıyorum “dinci” oluyorum

Açılıyorum “kafir” oluyorum

Ey bu durmadan konuşan kalabalık

Ben susunca da yok sayılıyorum!


Ben çok şey öğrendim sizden

Artık sadece bir şey var bildiğim,

Ona uyuyorum.


Susmuyorum.
Susup da insanlığımdan olmuyorum.

Öteki taraf olmak zorunda
Ben biraz da SADECE
İnsan olmak istiyorum.



Monday, 6 April 2020

Şiirsel Anlatımlar

Savaş Sonu Düşü

Bir sabah güneş doğarken,
Burnumu yüzüne sürerek,
Dudaklarımı ellerinde gezdirerek,
Saçlarımı emrine serip
Tüm dünyanın sesini keserek
Seveceğim seni.
Kirpiklerinin kıvrımlarında dolanırken,
Sabahında güçlü uyanma mecburiyetinde bulunmadan
Bir çocuk gibi karşında
Uyku mahmurluğuyla
Sessiz sedasız fısıldayacağım.
"Bitti savaş,biz kazandık."
Omuzlarımı yaslanman,
Göğsümü ağlamam için açacağım.
Sana dost olmanın sükunu ve onuruyla
Güç abidesi yaşlı gözlerine bakarken
Gurur duyacağım.
Dayatılan her duygu ve durumdan ırakta
Elalem görse ayıplar dediğimiz anlarla
Şuncacıktan getirdiğin korkular,sancılarla
Yaslan göğsüme, ağla.
"Erkek adam ağlamaz,
Dik dur, az konuş, ağır ol"
Gibi tabularla
Benim ülkemde vedalaş sevgilim.
Senin en çok çocuksu,
Sevecen ,samimi yanını severim.
Dışarda nasıl olursan ol
Kapıdan girerken;
Ayakkabılarını çıkar,
Paltonu çıkar,
Şapkanı çıkar,
Gardını indir,
Zırhını çıkar.

Artık biz bizeyiz.
Şimdi hoşgeldin.

Artık ayıp da değil söylemesi
Ben seni çok bekledim.

Saturday, 4 April 2020

Şiirsel Anlatımlar



Kendimi hiç kimsenin bilmediği
Burunlarının ucunda da olsa görmediği
Bir yerde ve saatte,
Düşmenin o acı tatmini ve yalnızlıkla
Bir başıma ve huzur içinde buluyorum.
Acı dolu bir sükun ile,
Yenik düşmeyi bana yakıştıramayan
Her küçümseyen bakışı
Umursamaz bir tebessümle karşılıyorum.
Bende bir karşılığı olmayan
Emir ve görevlerimden aykırı çığlıklarla
“Bir kere oluyor!”  dedikleri her merasimden
Duyduğum bulantı ve bıkkınlıkla ayrılıyorum.
Kendi meselelerimi halletme kaygısıyla çekildiğimde
Aniden çıkarıldığım köşemden
Başkalarıyla diyalog kurmanın
Bu sınırlı müsaitliğini yakalama telaşıyla buluyorum.
Bir yere kaçmıyor ki kendim
Sonra yüzleşirim, ahmaklığından
Kemiklerimin tamamı kırılırcasına utanıyorum.
Duyduğum tüm yabancı öfkelerin
Tek muhattabının kendim olduğunu anlıyorum.
Hep içimde olduğundan  emin olmanın
Hoyratlığıyla ertelediğim kendimi
Küskün buluyorum.
Her zamankinden öfkeli.
Hırçın ve anlatmıyor derdini
Öpüyorum en tatlı anılarından
Sarıyorum kollarımla örselenmişliğini
Ancak kar etmiyor, affetmiyor beni.
Aynada denk gelmemek için çabalıyorum artık.
Pişmanlığımdan yumuşamayacak kadar kin dolu gözleri
Bir ezilesi böcek muamelesi
Ümit kesmişlik var içinde, hissediyorum.
Hakkı var nefretinde,
Hiç onun için yaşamamış olmanın hüznü
Yılların ertelenmişliği var.
Onu çekip çıkarmamı umduğu bir çift kuyuda
Ellerini uzatıp bedenlerce beklemişliği
Başkalarına havale etmemin kırgınlığı var.

Beni affetmezsin,
Seni ait olduğuna uğurlarken,
Koyu kırmızı bir sızıntı çizerim.
Bir saat sürmez gidişin.
Son karşılaşmamızı heyecanla bekler
Örselenmiş her ilmeğinden öperek,
Seni son kez incitiyor olmanın gururuyla
Bu kez ertelemeden severim.


Thursday, 2 April 2020

Hayatın Müzikal Anlatımı

Haluk Bilginer / Şekspir Müzikali
Shakespeare'in eserlerinden derleme tiradlarla, onun hayatını anlatırken esasında tüm hayatı anlatan, Haluk Bilginer'in muhteşem performansının yanında Evrim Alasya,Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan'ın da sahnede göz doldurduğu, izlemesi çok keyifli bir eser. İlk fırsatta, tadını çıkara çıkara.
İyi Seyirler!



Şiirsel Anlatımlar

Yenilgiler Anısına

Bir şeyler eksik,
Eksik işte.
Neye benzediğini,
Ne olduğunu bilmiyorum.
Kayıp mı ettim,
Hiç sahip olmadım mı,
Bilmiyorum.

Sıkışıyorum herkes uyurken 
Şehrin hiç fark etmediğim kuytularına
Göğsümün sol yanında bir deli ısrar,
İzin versem bugün gidecek her yerden
Sıkışıyorum korkulu ayrılıklarıma,
Hevesiyle gömülmüş tanışma buluşmalarıma
Artık hatırlayamadığım anılarıma.
Ne eksik, Tanrım!
Lütfen tamamla beni.
Acı bana.
Biliyorsun meseleyi,
Gece boğamızdan kedersiz geçmeyen keyfi,
Hepsinden ağır bu kez kuşkum ve hüznüm,
Senden bir beyaz elbise,
Yanından yer istiyorum.
Yalvarırım, 
Bu gece.
Yetiş bana.
Meşgulsen sorun değil,
Hazırlığım tamam,
Ben geleyim yanına.

Thursday, 26 March 2020

Am I Legend?


Yazı Will Smith'in başrolünü oynadığı I am Legend filminin değerlendirmesidir. 
Will Smith'e yine yeni yeniden aşık olduğumuz bu filmde, sevdiği herkesi öyle ya da böyle virüs sebebiyle kaybetmiş eski bir askerin direnişini görmekteyiz. Amacı kendinden büyük olan bu kahramanımız, aklını kaçırmak üzereyken olaylar değişiyor. İnanılmaz sürükleyici ve etkileyici. Ancak artık biliyoruz ki ben yazılarımı bende bıraktığı duygu ve düşünceler nezninde yazıyorum.
O yüzden artık asıl kısıma geçebiliriz.
Varoluş amacınızı sorgulatan filmlerden benim gözümde I am Legend. Böyle kalbinizi avuçların arasında sıkıp bırakanlardan. Çok anlamlı bir sahnedir, kahramanımız Robert Neville'nin Bob Marley'in şarkısı eşliğinde onu anlattığı ve duygulandığı:
-Onun bir düşüncesi vardı. Biyologların fikrine benzeyen bir düşünce: İnsanların hayatına müzik ve sevgi aşılayarak ırkçılığı ve nefreti tedavi edebileceğine inanıyordu. Bir gün bir barış konserine çıkmaya hazırlanırken silahlı bir adam evine gelip onu vurmuştu.2 gün sonra sahneye çıkıp şarkı söyledi. Biri ona neden dedi. Dedi ki; Dünyayı daha kötü hale getiren insanlar bile bir gün tatil yapmıyor, ben nasıl yapabilirim ki? Karanlığa ışık tuttun. 

Bu sahneden sonra içinizden çok cılız bir ses bile "Peki sen?" demiyorsa, yazının geri kalanının ve muhtemelen benim sahip olduğum düşünce sisteminin sizde bir karşılığı yoktur. Sonuç alamadığınız durumlar süreci yiyen can sıkıcı olgulardan başka bir şey değildir, muhtemelen sizce. Bu sahneden sonra Bob Marley'i biraz inceleme, ait olduğu fikir dünyasıyla kendiminki arasında bir akrabalık, bağlantı kurma fırsatım oldu. Başladı mı yargılamalarınız, Rastafaryan biriyle bir müslüman nasıl mı yan yana gelirdi? Sizin zihinlerinizi bulandırmadan, olabildiğince açık ve anlaşılır anlatacağım bunu;
Dünya'ya iyi bir şeyler katma derdiyle elbette.
Bugün yaşadığım dünyayı kurtarmayı, her şeyi yoluna sokmayı umduğumu sanmayın lütfen.Kendim kadar da bu dünyanın değişmeyeceğinden emin bir şekilde yazıyorum bunu. Kendim kadar. Önemli olan sonunda dünyaya ne olacağı değil çünkü, bana ne olacağı.
Yaşamı hak etmenin tek yolu vermektir.
Birini binlerce farklı yolla öldürebilirken, ölü birini hayata döndüremezsiniz. Tıpkı zaman gibi. Geçirebilirsiniz, ancak yeniden elde edemezsiniz. Bunlar bilip anlamadığımız şeylerden. Anlamayı inatla reddettiğimiz şeylerden. İşin en sonunda da yaşamımız kalıyor işte. Bir varsayım; toplam otuz yıl yaşayacak olsam, kalan on yılım. Dünya on yıl sonra ne durumda olur, kim yaşar kim ölür, soğuk savaş biter mi, dünya barışı gelir mi yoksa yaşayan herkes gider mi? Ya her şey aynı mı kalır?
Diyelim ki bunların hiçbiri olmadı ve ben on yıl sonra tam bu saatlerde öleceğimi anladım, son kez düşünüyorum. Hayatım gözümün önünden akıp giderken nasıl yaşadığımın muhasebesini yapıyorum . "Dünya hala aynı da, ben benimkini kurtardım." diye fısıldıyorum. Çok sevdiğim bir hocamla konuşurken "O yolda ölmek bile güzel!" dediğimde, " İşte bu yüzden bana yaşarken lazımsın." dedi.
Yazıyı burada bitireceğim sizin zihin dünyanıza müdahele etmeden. Ben de Tarçın'a gideceğim. 19 yaşında aldığım "Dünya'ya bir parça güzellik katma hareketi"min ilk ayağına, dokunduğum ilk cana.
Bir cana dokunmadan ölmeyin,
Yaşamak ve yaşatmak dileğiyle!

Kendinizi zihinsel kölelikten kurtarın. Kendimizden başka kimse zihnimizi özgürleştiremez.
Bir aşk, bir kalp, bir kader.
-Bob Marley


Saturday, 21 March 2020

Aylak Değerlendirmesi


Yazı, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam Kitabının Değerlendirmesidir.

Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici, an merak uyandıran kitaptı. Sürekli arayan birinin asla bulamayışını görüyorsunuz. Ona kırdığı kalpler yüzünden öfkelenmek isterken, onun acısına şahitlik etmiş olmanın verdiği bir tanıdıklıkla, hiçbir suçlamada bulunamıyorsunuz. Sürekli gittiği yolları düşününce, sürekli aradığı kadını, kaçtığı geçmişini ve nefret ettiği etrafını; Öyle tanıdık ki Aylak Adam. Öyle ahbap ki. Aynı endişe var onda da, biraz düşünen herkeste olduğu gibi; doğru kişiyi bulma çabası. Ama bulmak, aramaktan da zor. Okurken kendimin çözülü ifadesi gibi bulduğum, kanım donarak ancak bir hazine bulmuş olmanın hazzıyla altını çizdim;
“Bütün çağların trajedisi bu, Kuyara: Kumda yatma rahatlığı. Adako: Ağaç dalı kompleksi. Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı . Ya Adako? Ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem. Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ağaç dalı kompleksi diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için elinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.”
Okuduktan sonra, bu uzun zamandır beni kemiren gidişlerin cevabını bulmuş gibiydim. Sonuç değişmeyecekti, elbet gidecektim. Ancak bu duyduğum arsız heyecanın adını bulmuştum. Ve hiç şaşmaz aramaktan ne vakit yorulsam bu sözü söyler kulağıma inceden bir bilgiç, “Her arayan bulamaz ancak bulanlar; yalnız arayanlardır.” Belki denk gelir aramayan da doğrusuna ancak, aramadığından bulduğunun da farkına varmaz. Aylak’ın en sonunda delirmesi ve kimsenin onu anlamadığına ikna olması gibi, bir pes ediş de olabilir pekala sonu. Ancak okurken fark ettiğim, Ben Aylak Adam değildim. Aylak olabilirdim pekala vakit buldukça ancak(ki bu da aylaklık felsefesine ters bir yerde durur) ben ait olma meselesini bir türlü aşamazdım. Coğrafyadan da mühim bir kader çizgimiz var; büyüdüğümüz insanlar. İnsan eninde sonunda ailesi neyse o oluyor anladım. Sana vermedikleri kadarısın aslında gençliğinde. Esirgenen her duygu ve durumun açlığında, başına buyruk ve isyankarsın. Yetişkinliğinde ise onların aynısı. O içinde belki 15’lerinde yeşerttiğin direnişin, belki otuzlarında belki ellilerinde, sönüp bittiği, yenildiğin ve yenildiğini kabul ettiğin yaştasın. Sonu gelmeyen arayışların da bir gün bittiğini anladım Aylak Adam’da. Ya ben yorulacağım ya aramak. Ya ben alacağım ondan istediğimi, ya o benden; ona  bu vakte kadar verdiklerimin tamamını; bir akşamüstü, aniden, yol ortasında. Ama eninde sonunda bitecek bu kavga.

Kitabı tek bir yazıya sığdıramayacağımı anladım. Bu günlük bu kadarı!
Sevgiyle, saygıyla, keşfetme arzusuyla kalın!
 

Wednesday, 18 March 2020

Habersiz Tanışıklık

Yine gün ağarmaya henüz varken, gün içinde fark etmeden içerlediklerimi karşıma oturtup yazıyorum. Birilerine benzemenin tatsız alışkanlığından sıkılmış banel hisle ve biraz hüzünle doluyum. Yaşça benden büyük ve hayranlık duyduğum her insandan gençliğine benzetilme ritüelini aşmış, onlarca muhtemelen iltifat olan bu sözleri gün içinde olağan karşılasam da gece sorgulağım bir aralıktayım. Ah ne çok duydum: "Sende gençliğimi görüyorum!" Bu akşam oturdum ve derledim hepsini. Ortak yönleri nelerdi, bana bir his beslemişler miydi, kaç yaşındalardı ve en mühim soru; bu cümleden sonra benden ne beklemişlerdi? Bunu önemsiyorum çünkü aslında hepimiz, beklediklerimizin ifadesiyiz. Birine hoşlandığımız ve baktığımızda örneğin; hoş bulduysak karşılıklı olması temennisiyle göz teması bekleriz. Anne ve babamızdan sevgi, onay bekleriz. Bir bebekken dahi bu böyledir.Sosyal iletişimi var olduğumuz andan itibaren kurma iç güdüsüyle, gösterdiğimiz her çabanın karşıda bir cevap oluşturmasını bekleriz.
Gel gelelim benim bu daimi ikinci el gençliğim, beni özel hissettirmeyen, sıkan ve yoran, fazla realist bir tarafa evrilmeye başladı. Sonra fark ettim ki bu insanların hepsi, kastettikleri gençlikte şiir yazmış ve okumuş, dünyada bir şeyler değiştirmeye uğraşmış ve şu an, gözlerine bakar bakmaz okuduğum yorgunluklarıyla oturmuş kalmışlardı. Bohem durur, buruk ve kısa güler, mutlu olduklarına bir saatten fazla inanamazdınız. Henüz tazecik, bir çocuk neşesiyle girdiğim her anımda bana imrenerek bakmaları ondandı. Onların da gençliği benimkine yakındı, belki de aynıydı. Beni severken esasında gençliklerini sevmişlerdi. Bugüne bugün ben, henüz 20 olmuştum. Enteresandır ancak 24'ünde birinden de duydum bunu, 65'inde birinden de. Kadınından da duydum, erkeğinden de..
En çok annem ve babamdan duydum ama. İkisinin de birbirinden farklı olan gençliği, bende ortak bir paydayla birleşiyor, onlarsa öğrenilmiş çaresizliklerinin korkusuyla bu pamuklara sarmak istedikleri yavrularını durmadan uyarıyor, aynı keşfin yıpranma payına prim vermiyorlardı.
Ancak bir arsız huydur bu gençlik, ilerim öyle galiba deyip bırakmadım hiç. Çünkü 65'inde biriyle akran hissettiğim de olmuştu benim. Koruyabildiğim sürece içimde, kendi takviminde açmalı ve solmalı dallarım.
Demem odur ki başta tedirgin olsam da bundan artık anlıyorum, bende gençliğini gören ve muhabbet duyan herkese teşekkür ederim.Bazılarımızın hamurunda aynı neşe, aynı keder ve aynı arsız merak var demek! Anlaşılan aynı kapta yoğrulduk, bu ani tan(al)ışıklık ondan demek!

Yazı Sonrası Dinlenmeli ↴
https://www.youtube.com/watch?v=uy0ePmHdFgQ

#KapitalKendiniKemirirse


Karlı, sisli ancak okulsuz bir günden herkese selamlar!
Söyleyeceğim şeylerin sizdeki karşılığını tahmin dahi etmeden içimden geldiği gibi yazıyorum yazımı.
Sosyal mesafelendirme. Ne demek, nasıl anlamak ve ne yapmak gerek? Ben konuyu Kapitalizm ve Eğitim üzerinden ele alacağım. Siz de kendi üzerinize alabilirsiniz.
O kadar benimsemişiz ki kapitalizmin çerçevesinde sömürü öznesi ve nesnesi olmayı. O kadar alışmış ve sinmişiz ki. Sabahın 8'inde gitmeye başladığım okulları, koşturduğum kursları, farkında olmadan yarıştırıldığım tüm akranlarımı düşününce, 20 yaşıma girmeden, her fırsat ve koşulda buna kendi atmosferimde başkaldırarak yaşadığımı fark ediyorum. Bugün geldiğim noktada ne büyük payları var kim bilir. Bir virüs, tüm hayatımı harcadığım ve harcayacağım gerçeklikleri çökertebiliyor, ne ilginç. Ben; tatilin ilk günü akademiyi nasıl devam ettirebilirim diye kara kara düşünürken, 3.gün kendimi asıl öğrenmek istediklerimi ararken, elimde sayısız kitap ve dergiyle, başı boş ve sakin buluyorum. Çünkü neredeyse 15 yıllık koşturmacanın, sorguladığım her anını karşımda vücut bulmuş, yıllardır bekler vaziyette ancak dip diri buluyorum. Yüzleşmeye başlamadan evvel saatlerce gülüyorum. Tanrı, insana gerçekten istediğini sahiden verir. "Her şeyi tek başına değiştiremezsin Vera!", "Sistemi eleştirmek sana bir şey getirmez!" , "Biraz büyü de alış artık!" diyenlere bir kazanılmış bahis kağıdını yüzlerine fırlatır keyfiyle, galibiyetle gülüyorum. Virüsün tarafında değilim elbet, ancak sizden de olmadım hiç diyorum.Ben bu yazıyı en çok kendi adıma,
içimde bir yerlerde beni kemiren ve asla durmayan gelecek kaygıma yazıyorum.  Bugün inanıyorum ki bana dayatılan tüm doğrular bir gün çürüyebilir, tüm bu sistemi döndürmek adına olan hırpalandığım kavga bitebilir. En zengin de batar, en güzel çiçek de solar, en genç de ölür.Bugün sahiden biliyorum.

Bir boşluk. Ne kadar kaldığı da henüz kesin değil.
Şimdi yıllardır yetersiz olduğum hissiyle doldurulduğum akademiden uzakta, sessiz, sakin.
Bize insanlığın en büyük bir meziyet olduğunu söylerler ancak komiktir ki bu eğitimi alabileceğimiz ailelerimizi bile hocalarımızdan az görürüz. Ahlaklı ve etik bir mimarlık yapmamızı öğütlerler ancak mimari etik dersi seçmeli bile yoktur. Kapitalizm zehri de panzehri de üretebildiği için erktir. Dünya kapitalisttir. Okullar kapitalisttir. İş dünyası kapitalisttir. Ancak inandığım bir şey varsa, insan ruhu değildir. Gandhi o yüzden vardı, Marx o yüzden vardı, Karma o yüzden var
Ve ben, onu sorguladığım her anımın sonunda,
Gücüm yetmese de içten içe fütursuz tüketime duyduğum bu kinle
Tam da bu yüzden varım.

Bu arada, incelediğim istatistiklere göre yalnızca hastalığı olanları ve yaşı ilerlemiş olanları aldığı için,
Bir teorimdir sorma fırsatı bulursak sorarız:
Corona da kapitalisttir. Rica ediyorum kendinize dikkat ediniz.
Saygıyla, sevgiyle, sorguyla ve kolonyayla kalın efem!

Ben devrimci değilim, devrim benim içimde.