Thursday, 1 October 2026

Niye Sordun Bu Cevabı

 Merhabalar,

Sizlere gecenin bir körü evimde üzerinde üç kupa kahve ve bir şişe su bulunan masamdan yazıyorum. Algım anlaması zor şeyleri okumaktan biraz ağırlaşmış. Akademinin bana kazandırdığı didaktik üslubumu biraz yontabilmek için yazıyorum bu yazıyı da. Bazen, bilhassa gecenin bu saatleri dünyayı kurtarabilirim sanrısına kapılıyorum. Önemli zannediyorum kendimi ve uğraşlarımı. Yalnızca benim için değil, dünya için. Öyle olunca her şey biraz meşruiyet de kazanıyor tabi.

"Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız siz de anlamamışsınız demektir" diyor Feynman, Sema Hoca da bir mimarlık teorisi dersinde söylemişti de öyle öğrenmiştim. Ertuğ Uçar çizgilerle ifade ediyordu kavramlarını. Bu insanlar zihnimde aynı mahallenin insanlarıydı. Biliyor olmanın kibri yoktu. Öğrendikçe özgüven kazanmıyorsun ne tuhaf. Ezildikçe eziliyorsun koca bilgilerin ardında. Bülent Hoca'da dersinde söyledi, "Bu dersten daha cahil hissederek çıkarsanız, ders amacına ulaşmış demektir." Esprili söylüyorlar onlar ancak ben, galiba mizah duygumu kaybediyorum haftada bir stand up izlemezsem. Keşke içeri atmasalar komedyenleri kaynak açısından oldukça sınırlılar zaten. Gülmediklerimi cimere şikayet edemiyorum ben, ya bir sonraki şakalarına gülersem? 

Nezaket dolu sözlerle, kim daha aşağı eğilecek diye bel fıtığı olurken bürokrasi, ben koşar adım geçiyorum yanlarından. Ben daima koşarım, çocukken koşamadığımdan. Düz tabandım ben, sekemezdim de. Sonra annem devreye girdi tabi, titizlikle takip altındaydım. Neyse ki orta okulda koşabilmeye başladım. Ben bunu niye anlattım? Beni koştururken görünce şaşırmayın diye. Hem neden asil insanlar hep ağır olur diyoruz anlamadım. Açıkçası kapladığım alanda mekansal bir iktidar kuruyor olabilirim pekala, birazcık geçici de olsa. Dördüncü boyuttan düşünün, koşarsam daha fazla yer kaplarım hem sokaklarda. 

Açıkçası yorucu, doğru üslubu aramak durmadan. Selam diye mi başlamalıyım mesaja Merhaba mı? Hangisi daha modern? Bir temenni iletildiğinde de inşallah dememek gerek. Seküler insanlar önemli işlerini Allah'ın iradesine bırakmaktan galiba pek hoşlanmıyorlar. Mrs. diye başlayamam kadın evli bile olsa maile ayıp, en iyisi Dr. diyelim. Ay doçentlik almış mı ona da bakmak lazım şimdi. Arkadaş selam verdik borçlu çıktık yine. Hocam desem, en temizi, anlamaz ki Türk değil, ben de ODTÜ'lü değilim. Bu hocam lisans dönemi çok hayat kurtarır. Güzel bir flört savar. Resmiyeti seviyorum tabi ki ama insan bazen de kendine çarpıp geçen birine "Napıyon lan?" demek istiyor. Her zaman değil, nadiren. Özellikle ben neşeli hızlı yürüyüşlerimi yaparken ve de o dönüp "Ay kusura bakmayın" dememişse. Tüm bunları okuduktan sonra benim overthinker olduğumu düşünürseniz yanılırsınız.Hatta ben underthinkerin- kıt kanaat düşünen. Bakın mesela ilerleme kat ediyorum ve over'in direkt tersini alıyorum size. N'apim, tabiatım böyle... 

Neyse ya öyle işte. Annesinin bir tanesini whore görmesinler. Doğrusunu sizin için araştırdım underthinker doğru bi kavrammış. Direkt Türkçe'ye çevirsem kıt fikirli derdim. Şu düzey bi iletişim, tüm dertlerimi çözer:

https://www.instagram.com/reel/DJL8SNboeDQ/?utm_source=ig_web_copy_link&stkn=NTc4MTIwNjQ2YQ==

Tuesday, 10 March 2026

Yapay Zeka Destekli Literatür Tarama / AI-Assisted Literature Review

1. STRATEJİK OKUMA / SKIMMING

Makalenin temel çıkarımlarını elde etmek için yapılır.

Prompt: 

  • Bu makalenin temel çıkarımları neler? / What are the key takeaways of this research?

  • Bu çalışma X(senin konun) alanına daha geniş literatürde nasıl bir katkı sağlıyor? / What is the contribution of this study to X(your topic) literature?

2. YAPISAL İNCELEME / SCANNING

Çalışmanın metodolojisini ve araştırma tasarımını anlamak için yapılır.

Prompt:

  1. Bu makalenin IMRAD yapısına göre özetle. / Summarize this article according to the IMRAD structure.

  2. Bu araştırma hangi araştırma tasarımı (ör. Nitel, nicel), veri toplama araçları ve örneklem kullanılmıştır? Metodolojiyi detaylandır. / What research design (e.g., qualitative, quantitative), data collection tools, and sample were used in this study? Detail the methodology.

3. AÇIĞI TESPİT / FINDING THE GAP

Prompt:

  1. Yazar, çalışmanın sonuç ve tartışma bölümünde hangi araştırma açıklarını belirtmiştir? / What’s the research gap that was mentioned in the results and discussion sections?

  2. Bu araştırmaya göre literatürdeki temel anlaşmazlıklar nelerdir? /What are the conflicts of the literature regarding this study?

4. KURAMSAL ÇERÇEVE VE BAĞLANTILAR / THEORATICAL FRAMEWORK

Seçilen teorinin senin konuna uygunluğunu test etmek için kullanılır.

Prompt:  

  1. Bu araştırmadaki X(çalışmada kullanılan teori) Teorisi nasıl tanımlanmıştır? Bu kavramın çalışmanın bağlamındaki önemi nedir? / How is Theory X (the theory used in this study) defined in this research? What is the significance of this concept within the context of this study?

  2. Bu tezdeki kuramsal çerçeve benim tez konumla nasıl ilişkili olabilir? / How can this study's theoretical framework relate to my topic?

5. LİTERATÜR TARAMA TABLOSU / LITERATURE REVIEW TABLE

Bu aşamada her satır bir kaynağı içerecek şekilde yer alır ve tablo doldurulur. Tablonun ilk 4 sütunu için AI doğrudan kullanılabilirken Tartışma ve Sentez kısmı el ile araştırmacının kendisinin doldurması gereken kısımdır. Çapraz okuma olarak bilinen bu yöntemle araştırmaların doğrudan karşılaştırmasını yazar kendisi yapar. 

Kaynak: Doç.Dr.Sevil Orhan Özen’in Clarivate üzerinden yaptığı “Yapay Zekâ Destekli Akademik Araştırma Eğitim Alanında Literatür Taramayı Yeniden Düşünmek” isimli webinar notlarıdır.

PDF format için: https://docs.google.com/document/d/1Uh31qo3C2mW_4RtE7lVEGaeWtFvZje3adXaVdYCPb1c/edit?usp=sharing



Sunday, 1 February 2026

Rümeysa da Bi'zahmet Meyhaneye Gitmesin

Herkese Selamlar,

Geçen gün sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken kapalı bir arkadaşının yeni nesil bir meyhanede içerken insanların onu tuhaf bakışlarıyla rahatsız ettiğini söyledi. Rümeysa elbette ki sembolik bir isim ve yazının konusu tahmin ettiğinizden biraz farklı. Bunun üzerine tatlı bir tartışma başladı aramızda, yeni nesil meyhanede Rümeysa'nın yeri üzerine. 

Kadın bedeni üzerinden okuduğumuz yegane bir temsil başörtüsü, örtünmek. Ancak bu kişinin tamamen "kendi inanç sistemi" üzerinden kurguladığı bir şey. Ne demek istiyorum, hemen açıklayayım. Örtünmek kişinin namahrem olana karşı kendini korumak amaçlı yaptığı bir eylem; esasında bir kadının "kamusal alanda meşru olması" niyetiyle var İslam içerisinde. Cihan Aktaş Türbanın İcadı(2006)'nda başörtüsü ile kamusal alanın birlikte okunması gerektiğini sıkça belirtir. Dolayısıyla özünde başörtüsünün ana felsefesi, kadının toplumda istediği mekan ve zamanda yer alma özgürlüğünü verir. Üstelik bunu "burka" gibi yüzün gözükmediği kimliksiz bir biçimde de yapmaz. Peçe ya da burka gibi kadının kendi kimliğinin belirsiz olduğu uygulamalar toplum için güvenlik tehdidi oluşturma potansiyeline sahiptir. Meraklısı için II. Abdülhamit'in peçeyi neden yasaklamış olduğunu hatırlamakta da fayda var. Her neyse Rümeysa gayet modern bir kapalı, "sunroof" da denilen, saçları hafif gözüken bir ablamız.

Onun meyhanedeki varlığının rahatsız edici olduğunu düşünmek dini gündelik hayatta pratik eden etmeyen iki çevreden de tepki alıyor anlaşılan. Dindarlar (!) onun İslam'ı temsil etmesini ve başörtüsüne yakışır davranmasını bekliyor kendilerince haklı olarak. Sekülerler de aynı ayıplama ile "Madem bunu seçtin, öyleyse gerektiği gibi yaşa" diyebiliyorlar kolayca. İki taraf için de Rümeysa çok sorunlu bir tarafta, çünkü biraz arafta. 

Bu arada kalmışlık gibi görünen olgunun çok basit, çok düz, çok sade bir açıklaması var aslında: Rümeysa sadece 20'lerinde bir genç kadın ve o da insan aslında. Başına taktığı şey onun kendi inanç sistemi ile alakalı ancak bunu sizin anlayacağınız bir temsile taşımış olması onu yargılama hakkını vermiyor ne yazık ki. Bu, o yaştaki bir insan için çok fazla. Bir kadının başörtüsü olduğu için nasıl bir hayat yaşaması gerektiği üzerine varsayımlar kuruyorsak aynı varsayımı çok açık giyinen kadınlar için de yapabilmeliyiz. Ki yapılıyor da. Muhafazakar kentlerde açık giyen kadınlara atılan tacizci bakışlar ve sınırı aşan sorular sorulduğunda buna hepimiz açıkça "taciz" diyebiliyorken, aynısını neden kapalı insanların gündelik hayatları için diyemiyoruz? Hepimiz kendi alanlarımızı işaretleyecek miyiz böyle, meyhanelere kapalıları camilere de açıkları mı almayacağız? Mekanın egemen ideolojisi neyse insanları ona uymaya mı zorlayacağız?

Bu baskıyı zannedersem kapalı olan her kadın hissediyordur; hareketlerinde İslam'ı taşımak. Bu gerçekçi değil. Kişi, İslam'ı taşır, örtüsü değil. Üstelik bunu da bitmez tükenmez bir mesai ile yapamayabilir. Bir insanın sırf kapalı olduğu için nefsini öldürdüğünü düşünmek hakikaten gülünç. Son dönemde aşırı artan bu açılma meselesini de bu bağlamda da düşünebiliriz bence. Başörtüsü bir üniforma değil, kişi onu seçtiğinde bir ilahi güce bağlı olduğunu ifade ediyor ancak bu onun günah işleme özgürlüğünü elinden almıyor. Yani taptığı Tanrısı, kulu olarak ona ölene dek "Günah işleme" özgürlüğünü vermişken onunla (inançlı olduğu takdirde) tamamen aynı sorgulamaya maruz kalacak olanın, onun bu hakkını elinden almak istemesi saçma. İfadelerse genelde şu şekilde: "O kadar kapanmışsın, bunu yapma!". İbadetlerimizin bir hiyerarşisi olduğuna inanmak istiyoruz ancak üzülerek kabul etmeliyiz ki yok. O hayali sıralamamız bizim kafamızın içinde, kapalı ama namaz kılmıyor, kapalı ama oruç tutumuyor, kapalı ama erkek arkadaşı var. Kapanmak bölüm sonu canavarı mı? Görünen ve hakikatte olduğu kadarıyla hayır, değil. Bu olmadığında zihnimizde kategorizasyon zorlanıyor ve biz o insana nasıl yaklaşacağımızı da aslında kestiremiyoruz. Bunun içinde karşıyı küçülterek kendini yücetme refleksi de var elbette. Ama bunu konuşmuyoruz hiç. Tüm bu perspektifin en sorunlu kısmı, Rümeysa henüz 22 yaşında ve diğer tüm 22 yaşında olan kadınlar gibi beğenilmek, sevilmek, erkek arkadaşıyla el ele gezmek, arkadaşları sigara içerken onlara eşlik etmek, alkolü denemek istiyor. Bunlar Rümeysa'yı şuursuz, kendini bilmez, değerlerine aykırı biri yapıyor mu sahiden? Neden, Rümeysa kapanınca size açık çek mi verdi dilediğiniz kadar yargılayabilin diye? Siyasal İslam'a duyulan öfkenin hedefi burada şaşıyor gibi geliyor bana, ölçüyü kaçırıyoruz. İslam'ın özünde kul, günahı ve tövbesi ölçüsünde değerlenir. "Siz günah işlemeseydiniz sizi helak eder ve yeniden günah işleyip tövbe eden kullar yaratırdım" buradan gelir. (Müslim, Tevbe, 9)

Lütfen, bir başka kadının bedeni ve seçimleri üzerine konuştuğumuzu unutmadan, yaptığı ya da yapmadığı ibadetin SADECE kendisini ilgilendirdiğini göz önünde bulunduralım. Kapalı birinin daha dindar olduğu beklentisi ile açık giyinen birinin "hafif meşrep" olduğu beklentisi özünde paralel işler. Ataerki basittir, iki kadın-iki beden. Kadının kıyafeti üzerinden kimliğini belirlemeyi ve etiketini koymayı ister. Oysa ne özünde din ne de kapsayıcı algı bu yargılamayı kabul eder. 

*Konuyla ilgili Nilüfer Göle- İslamın Yeni Kamusal Yüzleri (2000), Cihan Aktaş - Türbanın Yeniden İcadı(2006), Lauren Elkin-Flanöz(2018), Leslie Kern-Feminist City(2020) ve başörtüsünün kökenini anlamak için eski Bizans'a giden ve tek nefeste okuduğum Fatmagül Berktay-Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın(1995) meraklılarına tavsiyemdir. Sizi çok seviyorum canlarım,

Çok sarıldım,

Çok öptüm.


Thursday, 29 January 2026

Gam Yeme

Kaybolan Yusuf döner Kenan’a bir gün; gam yeme.

Gör şu mahzun ev olur tekrar gülistan; gam yeme.

Ey gönül, işler düzensizlikten elbet kurtulur,

Dertliler kalmaz perişan böyle her an; gam yeme.

Gerçi birkaç gün felek sapmış gider, hep ters yöne,

Her zaman arzuna dönmez çünki devran; gam yeme.

Bülbülüm, kırlarda tekrar taht kurarsın, gün gelir,

Tek ki sağ kal, kopmasın ömrün bahardan; gam yeme.

Sel götürmüş yıkmış varlığın; mahveylemiş.

Nuh eğer kaptansa, korkma olsa tufan; gam yeme…

Hafız-ı Şirazi.. Kabrini ziyaret ettiğim büyük şair.. Çok ümit dolu bir şiir. Bu şiire eşlikçi "Hemhal Ol'anlar" ın Neyzen Tevfik'in şiirinin bestelenmiş hali "Geçer" var. Ruhunuz hafiflesin güzel insanlar. İyi dinlemeler, iyi okumalar. 🕯️

Hemhal Ol'anlar- Geçer

Çok sarıldım.

Çok öptüm.

Wednesday, 28 January 2026

narsistler özünde sevimlidir

Saat 4 olmuş, günün derslerini yeni tamamlamışım. En sevdiğim tahıllı ekmek bitmeye gelmiş, ona eşlikçi aldığım soslar da. Üstümü değiştirirken masanın üzerinde duran küçük fanusuma gözüm ilişiyor. Benim tatlı narsistlerim, yine çok açlar. Onları ilgi kırıntılarıyla besliyorum, fazla verdiğimde aniden şişmanlarlar. Bazıları daha yavru, bazılarıysa feleğin çemberinden geçmişler. Özünde hepsi oldukça sevimliler, fazla beslemediğin sürece. Yeterince büyüdüklerinde elini kolunu ısırabilir, canını hiç beklemediğin şekilde yakabilirler. Yavru narsistler en sevimlileri, büyümelerine daha çok var. Öyle ki kabında ilk kez gördüğü sıradan yosunlara bile aşık olurlar. Minik çaylak sizi kandırmaya çalışmaz, sadece dünya kendi arzularına paralel ilerlesin ve siz de onu yüksek sesli tezahüratlarla izleyin ister. Arzularının sonsuz olacağını sanarak büyük sözler ve büyük beklentilerle suda heyecanla dolanırlar. Onları izlerken gülümsememek elde değildir. Ah minik narsistler, yalanlarına kendileri bile inanırlar. En zararsız olanları en iyi niyetli olanlarıdır, bir gün canını yakacaklarını bilseler de o yemleri yerler ve senden yem dilenmeye devam ederler. Daha erişkin olanları ise inanmayacağın yalanları söylerken kendisi de inanmayacağını belirtenlerdir. Tehlikelilerdir ama yem saatlerini ihmal etmezsen en verimli olanları onlar olur. Eğitime en müsait olanları bunlar, mevsimsel bir narsizm döngüsü izlerler, zamanla ve olaylarla değişirler. Bir de senden habersiz diğerlerinin yemlerini yiyen büyük narsistler vardır. Onlar, eve ilk geldiklerinde öyle gözükmezler. Hamile bir denizatı gibi bir kaç gece içinde yem vermemem durumunda aniden doğurup kendi yavrularını gözünü kırpmadan yerler. En tehlikeli olan narsistler bunlardır, dünyanın en iyi okullarında manipülasyon konusunda ileri derece eğitimler almış, iyi giyimli ve teknik olarak yalan söylemeyen profesyonellerdir. Teknik olarak yalan söylemiyor demek şu manaya gelir, yalan söylediğine eminsinizdir ama ispat edemezsiniz. Kanıta ya da veriye dayalı ilerlemezsiniz, sadece sizi sonu gelmez bir şüphe içinde kıvrandırırlar. En güzel savunmaları da budur: "İspat edemezsin ve şüpheyle yola çıkmayacak kadar rasyonelsin." Sen ispat edene kadar da kural bellidir: "Şüpheden yalnızca sanık faydalanır."

O narsistlerimi beslemek diğerlerini beslemekten daha heyecanlıdır, aklınızla oynar, kendinizden şüphe ettirir ve sizi oyuna çekerler. Kan kokusu almış bir kurt gibi iz sürmeye, havayı koklamaya başlarsınız. Tüm güdünüz o narsisti suç üstünde yakalamaya evrilir, aranızdaki ilişki sevgi ya da güvenle değil, güç ve iktidarla ilişkilenir. Bu narsist koyduğunuz fanusta kalmaz, çoğu zaman taşkınlık yaparak dikkatinizi çeker ve sizi ava çağırır. Yetişkin saklambacı olan bu patolojik oyunu kazanmak mümkün değildir. Çünkü narsist yakalanmak ister. Onu suç üstünde yakalayın ve onu affedin ister. Kendinizle onun arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığınızda bilinçli olarak daima "onu" seçin ister. Sömürülmeyi ve aşağılanmayı seçin ister. Esasında bu tipler, Aristo'nun temel gönüllülük prensipleri ile ayrı ayrı özdeşleşebilirler:

Yavru narsistler istemsiz olarak onları seçmenizi ister, ama bunun size mal olacağı sonuçları bilmezler, yalnızca zarar vermeyeceklerini umarlar (non-voluntary). Erişkin bir narsist onu seçmenizi istemli bir şekilde ister, sonuçları hakkında bilinç sahibidir, size zarar verecek olması ile ilgilenmezler. Zarar görmeniz ihtimal içerisindedir ve bu riski alırlar, sizin incinmeniz ile ilişkilenmezler (voluntary). Erişkin olmaya yakın ve görece en tehlikesiz olanlarsa eylemlerinden pişmanlık duyanlar (in-voluntary) olur. Eylemlerinin sonucu hakkında bir varsayımları olsa da sonradan duydukları pişmanlık (regression) sayesinde yavru narsistlerden (non-voluntary) ve kasıtlı bir niyet olmaması ile patolojik usta narsistlerden (voluntary) ayrılırlar.

Akıllı bir sahip, narsistleri kendisini eğlendirmediğinde, ya da manipülasyon yeteneği kendisinden daha iyi olduğunu kabul ettiğinde iki şey yapar: ya evi terk eder ya da fanusu camdan atar. Çünkü doğanın kanunu değişmez, ya narsist sahibi ya da sahip narsisti öldürecektir bu kanlı savaşın sonunda. Dolayısıyla hayatta elde ettiğimiz zaferler ve yarının planlarıyla dolu o ışıltılı ajandaların altında, kan kokusundan duramadığımız o avlar ve aldatıcı oyunlar yatar. Beslediğiniz narsistlerinizle size iyi eğlenceler canlar! Boş zamanlar için eğlenceli olabilse de uzun vadede son derece yorucular. Canınız sıkılıyorsa hayatınıza bir narsist değil fanusunuza bir balık alın, yatırım tavsiyesidir. Yine siz yemlersiniz ama en azından sizi manipüle etmeye çalışmaz ya da kendinize olan saygınızı yakıt olarak kullanıp günün sonunda sizi tüketmezler, ya da ne bileyim kendi çıkar oyunlarını size aşk diye yutturmazlar. Bu asla bir narsist beslemeyin demek de değil, unutmayın onlar her yerdeler ve siz fark etmeden fanusunuza sızmış da olabilirler. Sürpriz yumurtalarından çıkıp bir gün fanusunuzda belirdiğine sakince tadını çıkarın. Son derece oyuncu ve eğlenceli bu ufaklıkları kontrollü bir şekilde beslemekte fayda var, günün sonunda sizin ilginize ve onayınıza muhtaçlar. Her neyse bugünlük benden bu kadar. 

Kahkahanız bol olsun,

Çok sarıldım.

Tuesday, 27 January 2026

yalnızlık paylaşılmaz


Bu eser insanın varoluşuna ve etrafındaki varlıklara ilişkin bir metafor taşır. Bu düşünceye göre ruhlar, varlıkları kendilerinden bağımsız ilahi bir el ile varlık düzlemiyle buluşurlar. Her biri, birbirinden tamamen farklıdır çünkü yalnızca bir defalık bir yaratım sonucu oluşurlar. Bu da onların kendi oluş hallerini meşrulaştırır. Sahip oldukları töz etrafında büyürken birbirleri ile temas ediyor olma yanılsamasını taşırlar. Bir kenti, bir evi, bir yatağı paylaşsalar bile bu yanılsama onların tözsel paylaşımlarını açıklamaz ya da bu yanılsamalarını anlamlandırmaz. Ancak onlar aynı yaratıcıdan gelmiş olmanın verdiği yanılsama ile yakınlaşmaya ve paylaşmaya devam ederler. Tözleri yalnızlıktan yaratılmıştır ve onlar bu gerçekliğe ölümlü bedenleri içinde her sabah uyanırlar. Ancak gün uzar ve geceyle yaklaşırlar. Tözü paylaşma arzusuyla birbirlerine uzanırlar. 

                         Unuturlar, yalnızlık paylaşılmaz.                         

Monday, 26 January 2026

+30 İçeriği (Ebeveynlik ve İsim)

Selamlar Sevgili Okurlar,

Bugün içimde bir bahar sevinciyle yazıyorum, kızıma koyacak ismi sonunda bulmuş olmanın sevinciyle. Bu üzerine aktif olarak çaba sarf ettiğim bir konu değil ancak bu ismi duyar duymaz içim ısındı. Yazının başlığını böyle muzip koydum, bence +18 içerikleri ebeveynlere de "+30" diyerek normalleştirebiliriz. Çok dostane bir dertleşme içeriği, bazı yerlerde gülüp bazılarında içiniz burkulabilir. That's why it's a +30 content! (Tam da bu sebeple içerik de +30 içeriği!)

Bilenler bilir ben "Saniye Nur" ismiyle doğdum, 17 yaşına kadar da bu isimle eskidim. Ancak isimler insanın bir ölçüde kaderini tayin eder, en azından ben o inanıştayım. Saniye ismini sevsem de beni temsil ettiğine olan inancım zayıftı, kız çocuklarına sayıları doğrudan isim olarak verme kültürünün bir uzantısı olarak aslolan tek manası "ikinci" demekti. İsminin manasını sevmeyen pek çok insan var tabi, dolayısıyla sadece anlamını sevmediğimden değiştirmiş değilim. Bir kimlik inşası mevzu bahisti ve isim bunun omurgasıydı benim için. Vera, latince kökenli bir isim. İtalyanca "vero: gerçek/doğru" olan kelimesinin dişil hali. Rusça'da yüce kişi demek, Arnavutça'da ilkbahar, Arapça'da boş işlerden yüz çevirmiş demek. Hatta yıllar sonra bir tasavvuf kitabında bir nefs terbiye makamı olduğunu öğrendim, kelime manasıyla takvâ, sakınma, boş şeylerden uzak kalma anlamlarına geliyordu. İsmimi çok seviyorum, dövme yaptırmaktan daha anlamlı bir hatırlatıcı. Ama takdir edersiniz ki bu cesur bir karardı, kendim için. Kimlik bunalımına girer miyim diye de o dönem sorgulamıştım. O sebeple kendi ismini koymak cesur ve yaratıcıydı. 17 yaşındaki o kızın dünyaya vermek istediği mesajdı: "Kim olduğuma ben karar vereceğim." Kendimde değişimin gücünü hissettim, ismini bile kendi koyan birisi kaderin eline iplerini öylece teslim etmezdi. Ve çok uzun zaman kızımın da adının Vera olmasını istedim. Bu isimden daha büyüleyici, daha kapsayıcı veya daha internasyonel bir isim de bilmiyorum çünki. Ama sonra içim gıcıklandı, Vera'yı ben seçtiğim için de böyle anlamlı ve özeldi. Belki kızım da bir gün kendi ismini seçerdi. Bunun için onu cesaretlendirirdim. Ama o bu bilince varana kadar, ona nacizane bu ismi vermek aklıma geldi: Alethia. 

Bir gün doğacak olursan sevgili kızım (şimdilik bu ihtimal çok uzak görünse de), ismini "Alethia" koyacağım. Hakikatten meydana gelmiş olan da bir hakikattir. Eski Yunanca'dan gelen bu kelimenin felsefi düsturda çok çeşitli anlamları ve söylemleri var. Alethia sadece bir gerçek değil, "lethe" yani unutulmuş olanın apaçık olması demektir. "Vera" ismini kendime almamış olsam bunu alabilirdim. Ne kadar çok beğendiğimi anlarsın buradan. Umarım baban da her kim ise bu fikri ortaya attığımda heyecanlanıp gözleri parlayan biri olur. Ya da ikna edilmesi kolay biri olur. Umarım bir baban olur sevgili çocuğum çünkü şuanki tabloya göre bu bile zor. Belki de 5 yıla Kanada'ya yerleşir bir sperm bankasında form doldururum. Annenin bu piyasada son 5 yılı çocuğum, geldin geldin yoksa beni bir daha buralarda zor bulursun. Çocuğum olsa beni bu piyasada bulamazdınız, sperm üretebiliyor olsam da. Tüm bunların yanında, hermafrodit olsam her şey daha kolay olurdu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Benimle tıpatıp aynı başka bir insan olması, bu bana bile çok fazla inanın... 

Gelecek yazı Alethia'nın üzerinde duracağız, kelime manasından ve felsefede nasıl ele alındığından. Bu yıl şöyle bir şey yapacağım: her ay çağdaş bir filozofu araştırıp okuduğum eserlerden bir düşünce yazısı damıtacağım. Epey vaktim olacak bunun için çünkü benim odağımı dağıtan her şeyi bıraktım. Çok yoruldum, 6 ay ortalıktan kaybolacağım, ne yerde ne gökte beni bulamayacaksınız. Sadece böyle düşünce yazılarımda selamlaşırız belki. Sosyal medya uygulamalarımın tamamını sildim telefonumdan, hiç kimsenin ilgisini ya da onayını istemiyorum artık. Güzel olmak istemiyorum, güzel sevilmek istiyorum. İkisinin ayırdına bu yaşımda sağlam bir şekilde vardım, dolayısıyla teşhire lüzum yok artık. Bir gece belki aniden kapanırım. Bir bakmışsınız ben yokmuşum, peçem gözlerimi bile örter olmuş. Tam da şuan, tesettüre hiç olmadığım kadar yakınım. Yeniden kapanmak fikri yerleşti zihnime, kendimi korumak için. Henüz serpilmedi o yüzden bu konuyu burada kapatalım. Kimliksiz olmak değil, görüntümden ibaret bir kimlik algısının karşısındayım. Bu ince işlenmiş benliğimin ve zarif vicdanımın yüreklerinizde bir ederi de yok anladım. Üstüne üstlük düşüncelerimi görmek sizi emek vermeye teşvik etmiyor ki, aksine daha da tetikleniyor kırılgan erkekleriniz. Bir kelimenizi düzeltmeme bile aylarca içerler olmuşsunuz. Herkesi dahil eden bu üslup sağlıklı değil farkındayım ama inanın onu düzeltecek halim bile kalmadı. Ben de böyleyim, ayıbımsa da benim ayıbım. Sadece kendine güvenmenin, ihanet hissini geride bıraktığını bilmenin verdiği ılık bir huzur bu. Ben elimden geleni yaptım diyebilmek için acı dayanılmaz olana dek kalmanın yansıması bu. Paramparça ümitler ama kanlanmamış vicdanım. 

Bundan 6 ay önce terapistim "Ya yalnızlığın getirdiği o boşluğa ya da ilişkinin getirdiği çatışmaya alışırız" demişti. Çatışmaktan yoruldum bana lütfen o boşluğa katlanmayı öğretin demiştim. Ama öyle isteksizdim ki, yalan yok 40 kediyle tuhaf bir evde eskiyen ve yıllardır sevişmemiş bir yaşlı teyze olmanın giriş seviyesi gibiydi bu yalnızlığı sevme saçmalığı. Sonradan fark ettim, o teyzeler senden benden mutlu yaşıyorlar, onların mutsuz olduğu varsayımına tutunmamı sağlayan da benim önyargılarım. Yalnızlığıma istemeden alıştım ve evimde başka birinin var olması fikri bile şuan ürpertici geliyor. Galiba ben o kız çocuğuna hiç sahip olamayacağım güzel dostlarım, sevdiyseniz alın siz kullanın. Bahar neşemi güz yağmurlarıyla kapattım, gözlerim doldu. Ben bu anne olma hayalimle çok önceden vedalaştım sanırdım. Ben kendimi kışa hazırlayım da bahar gelirse bahtıma hesabı bu. Yoksa etrafımdaki herkesin evli ve çocuklu olduğu o zamana geldiğimde, bu hayal kırıklığı ile nasıl başa çıkayım. Aman neyse, yaşayıp görelim bakalım. Birileri bundan yıllar önce üstesinden geldiğim tüm bu gerçekliği anlatsa ihtimal vermezdim, altında ezileceğime emindim. Şimdiyse zor bile gelmiyor, öyle konforlu ki. Çok da kafaya takmamak gerek yani. Neyse. 

Bazen isyan perilerim geliyor yine.. keşke ben de beynimi aldırıp yerine sünger taktırsaydım. Ben aslında okumayacaktım, ikinci sınıfta öngörmüştüm bunun böyle bir bağımlılık olduğunu. "Toplamayla çıkarmayı öğrendim, çarpmayla bölmeyi de öğrenirsem okula gitmeme gerek kalmayacak!" diyordum henüz 8 yaşındayken. Üstüne 18 sene okudum. Cehalet mutluluktu ama ben ailenin ilk çocuğuydum, haliyle ailem de biraz hırslıydı.

Bu yazıyı kızım olursa okurum sanıyordum ama cehalet güzellemesini ona yapamam çünkü olursa kendisini CERN'e ya da NASA'ya yollamayı düşünüyorum. Sevgili okurlar aramızda anlaşalım, son paragrafları siz de okumadınız...

Çok sarıldım.


Bu ortadan kayboluşlarıma bir reels sizler için geliyor:

Gizemli Dikkat Çekme Numaraları