Selamlar Sevgili Okurlar,
Bugün içimde bir bahar sevinciyle yazıyorum, kızıma koyacak ismi sonunda bulmuş olmanın sevinciyle. Bu üzerine aktif olarak çaba sarf ettiğim bir konu değil ancak bu ismi duyar duymaz içim ısındı. Yazının başlığını böyle muzip koydum, bence +18 içerikleri ebeveynlere de "+30" diyerek normalleştirebiliriz. Çok dostane bir dertleşme içeriği, bazı yerlerde gülüp bazılarında içiniz burkulabilir. That's why it's a +30 content! (Tam da bu sebeple içerik de +30 içeriği!)
Bilenler bilir ben "Saniye Nur" ismiyle doğdum, 17 yaşına kadar da bu isimle eskidim. Ancak isimler insanın bir ölçüde kaderini tayin eder, en azından ben o inanıştayım. Saniye ismini sevsem de beni temsil ettiğine olan inancım zayıftı, kız çocuklarına sayıları doğrudan isim olarak verme kültürünün bir uzantısı olarak aslolan tek manası "ikinci" demekti. İsminin manasını sevmeyen pek çok insan var tabi, dolayısıyla sadece anlamını sevmediğimden değiştirmiş değilim. Bir kimlik inşası mevzu bahisti ve isim bunun omurgasıydı benim için. Vera, latince kökenli bir isim. İtalyanca "vero: gerçek/doğru" olan kelimesinin dişil hali. Rusça'da yüce kişi demek, Arnavutça'da ilkbahar, Arapça'da boş işlerden yüz çevirmiş demek. Hatta yıllar sonra bir tasavvuf kitabında bir nefs terbiye makamı olduğunu öğrendim, kelime manasıyla takvâ, sakınma, boş şeylerden uzak kalma anlamlarına geliyordu. İsmimi çok seviyorum, dövme yaptırmaktan daha anlamlı bir hatırlatıcı. Ama takdir edersiniz ki bu cesur bir karardı, kendim için. Kimlik bunalımına girer miyim diye de o dönem sorgulamıştım. O sebeple kendi ismini koymak cesur ve yaratıcıydı. 17 yaşındaki o kızın dünyaya vermek istediği mesajdı: "Kim olduğuma ben karar vereceğim." Kendimde değişimin gücünü hissettim, ismini bile kendi koyan birisi kaderin eline iplerini öylece teslim etmezdi. Ve çok uzun zaman kızımın da adının Vera olmasını istedim. Bu isimden daha büyüleyici, daha kapsayıcı veya daha internasyonel bir isim de bilmiyorum çünki. Ama sonra içim gıcıklandı, Vera'yı ben seçtiğim için de böyle anlamlı ve özeldi. Belki kızım da bir gün kendi ismini seçerdi. Bunun için onu cesaretlendirirdim. Ama o bu bilince varana kadar, ona nacizane bu ismi vermek aklıma geldi: Alethia.
Bir gün doğacak olursan sevgili kızım (şimdilik bu ihtimal çok uzak görünse de), ismini "Alethia" koyacağım. Hakikatten meydana gelmiş olan da bir hakikattir. Eski Yunanca'dan gelen bu kelimenin felsefi düsturda çok çeşitli anlamları ve söylemleri var. Alethia sadece bir gerçek değil, "lethe" yani unutulmuş olanın apaçık olması demektir. "Vera" ismini kendime almamış olsam bunu alabilirdim. Ne kadar çok beğendiğimi anlarsın buradan. Umarım baban da her kim ise bu fikri ortaya attığımda heyecanlanıp gözleri parlayan biri olur. Ya da ikna edilmesi kolay biri olur. Umarım bir baban olur sevgili çocuğum çünkü şuanki tabloya göre bu bile zor. Belki de 5 yıla Kanada'ya yerleşir bir sperm bankasında form doldururum. Annenin bu piyasada son 5 yılı çocuğum, geldin geldin yoksa beni bir daha buralarda zor bulursun. Çocuğum olsa beni bu piyasada bulamazdınız, sperm üretebiliyor olsam da. Tüm bunların yanında, hermafrodit olsam her şey daha kolay olurdu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Benimle tıpatıp aynı başka bir insan olması, bu bana bile çok fazla inanın...
Gelecek yazı Alethia'nın üzerinde duracağız, kelime manasından ve felsefede nasıl ele alındığından. Bu yıl şöyle bir şey yapacağım: her ay çağdaş bir filozofu araştırıp okuduğum eserlerden bir düşünce yazısı damıtacağım. Epey vaktim olacak bunun için çünkü benim odağımı dağıtan her şeyi bıraktım. Çok yoruldum, 6 ay ortalıktan kaybolacağım, ne yerde ne gökte beni bulamayacaksınız. Sadece böyle düşünce yazılarımda selamlaşırız belki. Sosyal medya uygulamalarımın tamamını sildim telefonumdan, hiç kimsenin ilgisini ya da onayını istemiyorum artık. Güzel olmak istemiyorum, güzel sevilmek istiyorum. İkisinin ayırdına bu yaşımda sağlam bir şekilde vardım, dolayısıyla teşhire lüzum yok artık. Bir gece belki aniden kapanırım. Bir bakmışsınız ben yokmuşum, peçem gözlerimi bile örter olmuş. Tam da şuan, tesettüre hiç olmadığım kadar yakınım. Yeniden kapanmak fikri yerleşti zihnime, kendimi korumak için. Henüz serpilmedi o yüzden bu konuyu burada kapatalım. Kimliksiz olmak değil, görüntümden ibaret bir kimlik algısının karşısındayım. Bu ince işlenmiş benliğimin ve zarif vicdanımın yüreklerinizde bir ederi de yok anladım. Üstüne üstlük düşüncelerimi görmek sizi emek vermeye teşvik etmiyor ki, aksine daha da tetikleniyor kırılgan erkekleriniz. Bir kelimenizi düzeltmeme bile aylarca içerler olmuşsunuz. Herkesi dahil eden bu üslup sağlıklı değil farkındayım ama inanın onu düzeltecek halim bile kalmadı. Ben de böyleyim, ayıbımsa da benim ayıbım. Sadece kendine güvenmenin, ihanet hissini geride bıraktığını bilmenin verdiği ılık bir huzur bu. Ben elimden geleni yaptım diyebilmek için acı dayanılmaz olana dek kalmanın yansıması bu. Paramparça ümitler ama kanlanmamış vicdanım.
Bundan 6 ay önce terapistim "Ya yalnızlığın getirdiği o boşluğa ya da ilişkinin getirdiği çatışmaya alışırız" demişti. Çatışmaktan yoruldum bana lütfen o boşluğa katlanmayı öğretin demiştim. Ama öyle isteksizdim ki, yalan yok 40 kediyle tuhaf bir evde eskiyen ve yıllardır sevişmemiş bir yaşlı teyze olmanın giriş seviyesi gibiydi bu yalnızlığı sevme saçmalığı. Sonradan fark ettim, o teyzeler senden benden mutlu yaşıyorlar, onların mutsuz olduğu varsayımına tutunmamı sağlayan da benim önyargılarım. Yalnızlığıma istemeden alıştım ve evimde başka birinin var olması fikri bile şuan ürpertici geliyor. Galiba ben o kız çocuğuna hiç sahip olamayacağım güzel dostlarım, sevdiyseniz alın siz kullanın. Bahar neşemi güz yağmurlarıyla kapattım, gözlerim doldu. Ben bu anne olma hayalimle çok önceden vedalaştım sanırdım. Ben kendimi kışa hazırlayım da bahar gelirse bahtıma hesabı bu. Yoksa etrafımdaki herkesin evli ve çocuklu olduğu o zamana geldiğimde, bu hayal kırıklığı ile nasıl başa çıkayım. Aman neyse, yaşayıp görelim bakalım. Birileri bundan yıllar önce üstesinden geldiğim tüm bu gerçekliği anlatsa ihtimal vermezdim, altında ezileceğime emindim. Şimdiyse zor bile gelmiyor, öyle konforlu ki. Çok da kafaya takmamak gerek yani. Neyse.
Bazen isyan perilerim geliyor yine.. keşke ben de beynimi aldırıp yerine sünger taktırsaydım. Ben aslında okumayacaktım, ikinci sınıfta öngörmüştüm bunun böyle bir bağımlılık olduğunu. "Toplamayla çıkarmayı öğrendim, çarpmayla bölmeyi de öğrenirsem okula gitmeme gerek kalmayacak!" diyordum henüz 8 yaşındayken. Üstüne 18 sene okudum. Cehalet mutluluktu ama ben ailenin ilk çocuğuydum, haliyle ailem de biraz hırslıydı.
Bu yazıyı kızım olursa okurum sanıyordum ama cehalet güzellemesini ona yapamam çünkü olursa kendisini CERN'e ya da NASA'ya yollamayı düşünüyorum. Sevgili okurlar aramızda anlaşalım, son paragrafları siz de okumadınız...
Çok sarıldım.
Bu ortadan kayboluşlarıma bir reels sizler için geliyor:
Gizemli Dikkat Çekme Numaraları