Will Smith'e yine yeni yeniden aşık olduğumuz bu filmde, sevdiği herkesi öyle ya da böyle virüs sebebiyle kaybetmiş eski bir askerin direnişini görmekteyiz. Amacı kendinden büyük olan bu kahramanımız, aklını kaçırmak üzereyken olaylar değişiyor. İnanılmaz sürükleyici ve etkileyici. Ancak artık biliyoruz ki ben yazılarımı bende bıraktığı duygu ve düşünceler nezninde yazıyorum.
O yüzden artık asıl kısıma geçebiliriz.
Varoluş amacınızı sorgulatan filmlerden benim gözümde I am Legend. Böyle kalbinizi avuçların arasında sıkıp bırakanlardan. Çok anlamlı bir sahnedir, kahramanımız Robert Neville'nin Bob Marley'in şarkısı eşliğinde onu anlattığı ve duygulandığı:
-Onun bir düşüncesi vardı. Biyologların fikrine benzeyen bir düşünce: İnsanların hayatına müzik ve sevgi aşılayarak ırkçılığı ve nefreti tedavi edebileceğine inanıyordu. Bir gün bir barış konserine çıkmaya hazırlanırken silahlı bir adam evine gelip onu vurmuştu.2 gün sonra sahneye çıkıp şarkı söyledi. Biri ona neden dedi. Dedi ki; Dünyayı daha kötü hale getiren insanlar bile bir gün tatil yapmıyor, ben nasıl yapabilirim ki? Karanlığa ışık tuttun.
Bu sahneden sonra içinizden çok cılız bir ses bile "Peki sen?" demiyorsa, yazının geri kalanının ve muhtemelen benim sahip olduğum düşünce sisteminin sizde bir karşılığı yoktur. Sonuç alamadığınız durumlar süreci yiyen can sıkıcı olgulardan başka bir şey değildir, muhtemelen sizce. Bu sahneden sonra Bob Marley'i biraz inceleme, ait olduğu fikir dünyasıyla kendiminki arasında bir akrabalık, bağlantı kurma fırsatım oldu. Başladı mı yargılamalarınız, Rastafaryan biriyle bir müslüman nasıl mı yan yana gelirdi? Sizin zihinlerinizi bulandırmadan, olabildiğince açık ve anlaşılır anlatacağım bunu;
Dünya'ya iyi bir şeyler katma derdiyle elbette.
Bugün yaşadığım dünyayı kurtarmayı, her şeyi yoluna sokmayı umduğumu sanmayın lütfen.Kendim kadar da bu dünyanın değişmeyeceğinden emin bir şekilde yazıyorum bunu. Kendim kadar. Önemli olan sonunda dünyaya ne olacağı değil çünkü, bana ne olacağı.
Yaşamı hak etmenin tek yolu vermektir.
Birini binlerce farklı yolla öldürebilirken, ölü birini hayata döndüremezsiniz. Tıpkı zaman gibi. Geçirebilirsiniz, ancak yeniden elde edemezsiniz. Bunlar bilip anlamadığımız şeylerden. Anlamayı inatla reddettiğimiz şeylerden. İşin en sonunda da yaşamımız kalıyor işte. Bir varsayım; toplam otuz yıl yaşayacak olsam, kalan on yılım. Dünya on yıl sonra ne durumda olur, kim yaşar kim ölür, soğuk savaş biter mi, dünya barışı gelir mi yoksa yaşayan herkes gider mi? Ya her şey aynı mı kalır?
Diyelim ki bunların hiçbiri olmadı ve ben on yıl sonra tam bu saatlerde öleceğimi anladım, son kez düşünüyorum. Hayatım gözümün önünden akıp giderken nasıl yaşadığımın muhasebesini yapıyorum . "Dünya hala aynı da, ben benimkini kurtardım." diye fısıldıyorum. Çok sevdiğim bir hocamla konuşurken "O yolda ölmek bile güzel!" dediğimde, " İşte bu yüzden bana yaşarken lazımsın." dedi.
Yazıyı burada bitireceğim sizin zihin dünyanıza müdahele etmeden. Ben de Tarçın'a gideceğim. 19 yaşında aldığım "Dünya'ya bir parça güzellik katma hareketi"min ilk ayağına, dokunduğum ilk cana.
Bir cana dokunmadan ölmeyin,
Yaşamak ve yaşatmak dileğiyle!


