Sunday, 1 February 2026

Rümeysa da Bi'zahmet Meyhaneye Gitmesin

Herkese Selamlar,

Geçen gün sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken kapalı bir arkadaşının yeni nesil bir meyhanede içerken insanların onu tuhaf bakışlarıyla rahatsız ettiğini söyledi. Rümeysa elbette ki sembolik bir isim ve yazının konusu tahmin ettiğinizden biraz farklı. Bunun üzerine tatlı bir tartışma başladı aramızda, yeni nesil meyhanede Rümeysa'nın yeri üzerine. 

Kadın bedeni üzerinden okuduğumuz yegane bir temsil başörtüsü, örtünmek. Ancak bu kişinin tamamen "kendi inanç sistemi" üzerinden kurguladığı bir şey. Ne demek istiyorum, hemen açıklayayım. Örtünmek kişinin namahrem olana karşı kendini korumak amaçlı yaptığı bir eylem; esasında bir kadının "kamusal alanda meşru olması" niyetiyle var İslam içerisinde. Cihan Aktaş Türbanın İcadı(2006)'nda başörtüsü ile kamusal alanın birlikte okunması gerektiğini sıkça belirtir. Dolayısıyla özünde başörtüsünün ana felsefesi, kadının toplumda istediği mekan ve zamanda yer alma özgürlüğünü verir. Üstelik bunu "burka" gibi yüzün gözükmediği kimliksiz bir biçimde de yapmaz. Peçe ya da burka gibi kadının kendi kimliğinin belirsiz olduğu uygulamalar toplum için güvenlik tehdidi oluşturma potansiyeline sahiptir. Meraklısı için II. Abdülhamit'in peçeyi neden yasaklamış olduğunu hatırlamakta da fayda var. Her neyse Rümeysa gayet modern bir kapalı, "sunroof" da denilen, saçları hafif gözüken bir ablamız.

Onun meyhanedeki varlığının rahatsız edici olduğunu düşünmek dini gündelik hayatta pratik eden etmeyen iki çevreden de tepki alıyor anlaşılan. Dindarlar (!) onun İslam'ı temsil etmesini ve başörtüsüne yakışır davranmasını bekliyor kendilerince haklı olarak. Sekülerler de aynı ayıplama ile "Madem bunu seçtin, öyleyse gerektiği gibi yaşa" diyebiliyorlar kolayca. İki taraf için de Rümeysa çok sorunlu bir tarafta, çünkü biraz arafta. 

Bu arada kalmışlık gibi görünen olgunun çok basit, çok düz, çok sade bir açıklaması var aslında: Rümeysa sadece 20'lerinde bir genç kadın ve o da insan aslında. Başına taktığı şey onun kendi inanç sistemi ile alakalı ancak bunu sizin anlayacağınız bir temsile taşımış olması onu yargılama hakkını vermiyor ne yazık ki. Bu, o yaştaki bir insan için çok fazla. Bir kadının başörtüsü olduğu için nasıl bir hayat yaşaması gerektiği üzerine varsayımlar kuruyorsak aynı varsayımı çok açık giyinen kadınlar için de yapabilmeliyiz. Ki yapılıyor da. Muhafazakar kentlerde açık giyen kadınlara atılan tacizci bakışlar ve sınırı aşan sorular sorulduğunda buna hepimiz açıkça "taciz" diyebiliyorken, aynısını neden kapalı insanların gündelik hayatları için diyemiyoruz? Hepimiz kendi alanlarımızı işaretleyecek miyiz böyle, meyhanelere kapalıları camilere de açıkları mı almayacağız? Mekanın egemen ideolojisi neyse insanları ona uymaya mı zorlayacağız?

Bu baskıyı zannedersem kapalı olan her kadın hissediyordur; hareketlerinde İslam'ı taşımak. Bu gerçekçi değil. Kişi, İslam'ı taşır, örtüsü değil. Üstelik bunu da bitmez tükenmez bir mesai ile yapamayabilir. Bir insanın sırf kapalı olduğu için nefsini öldürdüğünü düşünmek hakikaten gülünç. Son dönemde aşırı artan bu açılma meselesini de bu bağlamda da düşünebiliriz bence. Başörtüsü bir üniforma değil, kişi onu seçtiğinde bir ilahi güce bağlı olduğunu ifade ediyor ancak bu onun günah işleme özgürlüğünü elinden almıyor. Yani taptığı Tanrısı, kulu olarak ona ölene dek "Günah işleme" özgürlüğünü vermişken onunla (inançlı olduğu takdirde) tamamen aynı sorgulamaya maruz kalacak olanın, onun bu hakkını elinden almak istemesi saçma. İfadelerse genelde şu şekilde: "O kadar kapanmışsın, bunu yapma!". İbadetlerimizin bir hiyerarşisi olduğuna inanmak istiyoruz ancak üzülerek kabul etmeliyiz ki yok. O hayali sıralamamız bizim kafamızın içinde, kapalı ama namaz kılmıyor, kapalı ama oruç tutumuyor, kapalı ama erkek arkadaşı var. Kapanmak bölüm sonu canavarı mı? Görünen ve hakikatte olduğu kadarıyla hayır, değil. Bu olmadığında zihnimizde kategorizasyon zorlanıyor ve biz o insana nasıl yaklaşacağımızı da aslında kestiremiyoruz. Bunun içinde karşıyı küçülterek kendini yücetme refleksi de var elbette. Ama bunu konuşmuyoruz hiç. Tüm bu perspektifin en sorunlu kısmı, Rümeysa henüz 22 yaşında ve diğer tüm 22 yaşında olan kadınlar gibi beğenilmek, sevilmek, erkek arkadaşıyla el ele gezmek, arkadaşları sigara içerken onlara eşlik etmek, alkolü denemek istiyor. Bunlar Rümeysa'yı şuursuz, kendini bilmez, değerlerine aykırı biri yapıyor mu sahiden? Neden, Rümeysa kapanınca size açık çek mi verdi dilediğiniz kadar yargılayabilin diye? Siyasal İslam'a duyulan öfkenin hedefi burada şaşıyor gibi geliyor bana, ölçüyü kaçırıyoruz. İslam'ın özünde kul, günahı ve tövbesi ölçüsünde değerlenir. "Siz günah işlemeseydiniz sizi helak eder ve yeniden günah işleyip tövbe eden kullar yaratırdım" buradan gelir. (Müslim, Tevbe, 9)

Lütfen, bir başka kadının bedeni ve seçimleri üzerine konuştuğumuzu unutmadan, yaptığı ya da yapmadığı ibadetin SADECE kendisini ilgilendirdiğini göz önünde bulunduralım. Kapalı birinin daha dindar olduğu beklentisi ile açık giyinen birinin "hafif meşrep" olduğu beklentisi özünde paralel işler. Ataerki basittir, iki kadın-iki beden. Kadının kıyafeti üzerinden kimliğini belirlemeyi ve etiketini koymayı ister. Oysa ne özünde din ne de kapsayıcı algı bu yargılamayı kabul eder. 

*Konuyla ilgili Nilüfer Göle- İslamın Yeni Kamusal Yüzleri (2000), Cihan Aktaş - Türbanın Yeniden İcadı(2006), Lauren Elkin-Flanöz(2018), Leslie Kern-Feminist City(2020) ve başörtüsünün kökenini anlamak için eski Bizans'a giden ve tek nefeste okuduğum Fatmagül Berktay-Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın(1995) meraklılarına tavsiyemdir. Sizi çok seviyorum canlarım,

Çok sarıldım,

Çok öptüm.


No comments:

Post a Comment