Yazı, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam Kitabının Değerlendirmesidir.
Uzun
zaman sonra okuduğum en etkileyici, an merak uyandıran kitaptı. Sürekli arayan
birinin asla bulamayışını görüyorsunuz. Ona kırdığı kalpler yüzünden öfkelenmek
isterken, onun acısına şahitlik etmiş olmanın verdiği bir tanıdıklıkla , hiçbir
suçlamada bulunamıyorsunuz. Sürekli gittiği yolları düşününce, sürekli aradığı
kadını, kaçtığı geçmişini ve nefret ettiği etrafını; Öyle tanıdık ki Aylak
Adam. Öyle ahbap ki. Aynı endişe var onda da, biraz düşünen herkeste olduğu
gibi; doğru kişiyi bulma çabası. Ama bulmak, aramaktan da zor. Okurken kendimin
çözülü ifadesi gibi bulduğum, kanım donarak ancak bir hazine bulmuş olmanın
hazzıyla altını çizdim;
“Bütün çağların trajedisi bu,
Kuyara: Kumda yatma rahatlığı. Adako: Ağaç dalı kompleksi. Şimdi kumda yattığım
için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışmış tatların sürüp
gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin
kolaylığı . Ya Adako? Ağaç dalındaki gövdeden ayrılma
eğilimini fark ettin mi bilmem. Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök
salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ağaç
dalı kompleksi diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako
erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş
kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları
gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için
elinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o.
Ayrılır. Balta işlemez ona.”
Okuduktan
sonra, bu uzun zamandır beni kemiren gidişlerin cevabını bulmuş gibiydim. Sonuç
değişmeyecekti, elbet gidecektim. Ancak bu duyduğum arsız heyecanın adını
bulmuştum. Ve hiç şaşmaz aramaktan ne vakit yorulsam bu sözü söyler kulağıma
inceden bir bilgiç, “Her arayan bulamaz ancak bulanlar; yalnız arayanlardır.”
Belki denk gelir aramayan da doğrusuna ancak, aramadığından bulduğunun da
farkına varmaz. Aylak’ın en sonunda delirmesi ve kimsenin onu anlamadığına ikna
olması gibi, bir pes ediş de olabilir pekala sonu. Ancak okurken fark ettiğim,
Ben Aylak Adam değildim. Aylak olabilirdim pekala vakit buldukça ancak(ki bu da
aylaklık felsefesine ters bir yerde durur) ben ait olma meselesini bir türlü
aşamazdım. Coğrafyadan da mühim bir kader çizgimiz var; büyüdüğümüz insanlar.
İnsan eninde sonunda ailesi neyse o oluyor anladım. Sana vermedikleri kadarısın
aslında gençliğinde. Esirgenen her duygu ve durumun açlığında, başına buyruk ve
isyankarsın. Yetişkinliğinde ise onların aynısı. O içinde belki 15’lerinde
yeşerttiğin direnişin, belki otuzlarında belki ellilerinde, sönüp bittiği,
yenildiğin ve yenildiğini kabul ettiğin yaştasın. Sonu gelmeyen arayışların da
bir gün bittiğini anladım Aylak Adam’da. Ya ben yorulacağım ya aramak. Ya ben
alacağım ondan istediğimi, ya o benden; ona bu vakte kadar verdiklerimin tamamını; bir akşamüstü, aniden, yol
ortasında. Ama eninde sonunda bitecek bu kavga.
Kitabı
tek bir yazıya sığdıramayacağımı anladım. Bu günlük bu kadarı!
Sevgiyle, saygıyla, keşfetme arzusuyla kalın!
Sevgiyle, saygıyla, keşfetme arzusuyla kalın!

No comments:
Post a Comment