Saturday, 21 March 2020

Aylak Değerlendirmesi


Yazı, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam Kitabının Değerlendirmesidir.

Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici, an merak uyandıran kitaptı. Sürekli arayan birinin asla bulamayışını görüyorsunuz. Ona kırdığı kalpler yüzünden öfkelenmek isterken, onun acısına şahitlik etmiş olmanın verdiği bir tanıdıklıkla, hiçbir suçlamada bulunamıyorsunuz. Sürekli gittiği yolları düşününce, sürekli aradığı kadını, kaçtığı geçmişini ve nefret ettiği etrafını; Öyle tanıdık ki Aylak Adam. Öyle ahbap ki. Aynı endişe var onda da, biraz düşünen herkeste olduğu gibi; doğru kişiyi bulma çabası. Ama bulmak, aramaktan da zor. Okurken kendimin çözülü ifadesi gibi bulduğum, kanım donarak ancak bir hazine bulmuş olmanın hazzıyla altını çizdim;
“Bütün çağların trajedisi bu, Kuyara: Kumda yatma rahatlığı. Adako: Ağaç dalı kompleksi. Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı . Ya Adako? Ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem. Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ağaç dalı kompleksi diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için elinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.”
Okuduktan sonra, bu uzun zamandır beni kemiren gidişlerin cevabını bulmuş gibiydim. Sonuç değişmeyecekti, elbet gidecektim. Ancak bu duyduğum arsız heyecanın adını bulmuştum. Ve hiç şaşmaz aramaktan ne vakit yorulsam bu sözü söyler kulağıma inceden bir bilgiç, “Her arayan bulamaz ancak bulanlar; yalnız arayanlardır.” Belki denk gelir aramayan da doğrusuna ancak, aramadığından bulduğunun da farkına varmaz. Aylak’ın en sonunda delirmesi ve kimsenin onu anlamadığına ikna olması gibi, bir pes ediş de olabilir pekala sonu. Ancak okurken fark ettiğim, Ben Aylak Adam değildim. Aylak olabilirdim pekala vakit buldukça ancak(ki bu da aylaklık felsefesine ters bir yerde durur) ben ait olma meselesini bir türlü aşamazdım. Coğrafyadan da mühim bir kader çizgimiz var; büyüdüğümüz insanlar. İnsan eninde sonunda ailesi neyse o oluyor anladım. Sana vermedikleri kadarısın aslında gençliğinde. Esirgenen her duygu ve durumun açlığında, başına buyruk ve isyankarsın. Yetişkinliğinde ise onların aynısı. O içinde belki 15’lerinde yeşerttiğin direnişin, belki otuzlarında belki ellilerinde, sönüp bittiği, yenildiğin ve yenildiğini kabul ettiğin yaştasın. Sonu gelmeyen arayışların da bir gün bittiğini anladım Aylak Adam’da. Ya ben yorulacağım ya aramak. Ya ben alacağım ondan istediğimi, ya o benden; ona  bu vakte kadar verdiklerimin tamamını; bir akşamüstü, aniden, yol ortasında. Ama eninde sonunda bitecek bu kavga.

Kitabı tek bir yazıya sığdıramayacağımı anladım. Bu günlük bu kadarı!
Sevgiyle, saygıyla, keşfetme arzusuyla kalın!
 

No comments:

Post a Comment