Monday, 20 October 2025

Bedel

Ne üzerine yazacağımı kestirmeden başladığım bir yazıyla yine karşınızdayım. Bir kelime ihtiyacı duyuyorum; tanımı şöyle "Bir zamanlar çok yakın olduğunuz birine karşı hissettiğiniz o uzaklaşma acısı". Birlikte büyüdüğümüz insanlarla bir zaman sonra kopması zaruri olan o bağ. Bazen kardeş, bazen kapı komşun, bazen yediğin içtiğin ayrı gitmeyen o dostun. Hayatının her ilmeğini tek tek bildiğin, haberdar olduğun o sıkı bağ. Zamanla farklılaşan hayatlarımızla çözülen o bağ. O hiç kopmaz sandığınız, birbirinin içerisinde geçip ayrılmaz bir parça olduğuna inandığınız ruhlarınız, duygularınız o girift formu.. Bazen bir gecede olduğu gibi büyümek, düğümler de öyle ansızın çözülebiliyor. Daha doğrusu zamanla gevşediğini uzun süre hiç fark etmiyorsunuz. Bunun için bir kelime buldum: "Notamorisaetas", Latince aşina-sevgi ve yas kelimelerinin birleşimi. Nota aşinalık ve aestas onun kaybında verdiği acı. Türkçeye tam tercümesi de bu; Bir zamanlar çok yakın olduğunuz birine karşı hissettiğiniz o uzaklaşmanın verdiği acı. Yıllarca aynı odada, aynı yatakta yatsanız da herkes yetişkin olunca o sığmadığınız ev. Büyümek böyle anlarda sancılı. Küçük kardeşler en büyük mağdurları zannedersem bunların. Her pazar dolu olan aile masasından tek tek sandalye eksilmesi, hiçbir hükümlerinin olmaması. Büyümek denen olgunun birinci ağızdan en sert şahitleri onlar, ve aileleri. Hatırlarım aradan yıllar da geçse annemin hep altı kişilik hazırladığı sofraları. Masada olmayanı anmadığı tek bir akşam yemeği bilmem. Bu ince bir yas mı? Aynı lokmayı paylaşamamanın, aynı yemeği bölüşemeyişin. İşin dramatik kısmı eksilen sandalyeler ya da yataklar değil, işin acıtan yanı taşınan tabağın gittiği masada yepyeni hikayeler yazıyor olması. Ve ne senin onun yemeğini, ne onun senin yemeğini tadamıyor olması. Yemek değil elbet mevzu, zamanla fikirlerin, idaellerin, gerçeklerin ayrışması... Büyümenin en tatsız yanı bu şimdi anladım, kendini yeniden yaratmak pahasını seni var eden şeylerin senden teker teker uzaklaşması. En derin yasım, küçük kız kardeşim üst ranzamda yatarken sürüp giden anlamsız şakalarıma şimdi. Gecenin üçü beşi demeden gün boyu çekiştirdiğimiz tüm o dışarısı. Seni özlüyorum küçüğüm, çok özlüyorum ablan olarak bana ablalık yapmanı. İyi bir iletişimi olan kardeşler için o evden taşınmış olmak, kalanın içinde fazlaca yas taşır. Hatırlıyorum "Korkuyorum bu gece birlikte yatalım mı?" sorularımızı. Bize büyürken bahsedilmeyen tatsız gerçekler hepsi. Lisede ona anlatmak için sabırsızlıkla beklediğin gün hikayelerimi, en tutarsız ve saçma olayları saatlerce konuşup üzerine düşünmeyi, geceleri diz dize oturup zorlandığımız ne varsa birbirimizin göğsünde yumuşatmayı... Farklı hayatlara karıştıkça dönüşen bu birlikteliğe alışmam zaman aldı, hala da alışamadım. Gündemi değişen dostluklarımızda zaman zaman derdimiz karşının zihninde mana bulmaz olur ya, onun bir itirafı. Hayatın cilvesi, bedeli. Çok sevdiğim bir söz, Roma sokaklarında gezerken denk gelip içselleştirdiğim; 

You will never be at home again, not completely. Part of your heart is always elsewhere. This is the price you pay, finding happiness in more than one place.

Yalnızlığın şerefine,

Sevgiyle


No comments:

Post a Comment