Saturday, 18 October 2025

Tatsız Bir Yüzleşme

Selam, eğlenceli yazılara epey ara vermiştim. Fark ettim ki birini tanıma mesaimin tam karşısında bu yazmak eylemi. Yalnızlık hayatınızda biri yokken yaptığınız bir şey gibi, sanki ilişkilerimiz yeterince kalabalıkmış gibi. Kim olduğunu unuttuğun anlarda sarılman gereken bir korkulu rüya. Biriyle dertleşmek istiyorum, uzun uzun. Hayatımda birinin olması sevilebilir ve uyumlu biri olmanın ispatı gibi. Ne komik değil mi? Değil. İnsan yansımasından tanır kendini. Kendini sevmek ailenle başlasa da yetiştikçe yetmiyor. Büyük sözlerin sonunda kalbinde bir şüphe. bu yazıyı tamamlamayacağım. Onun yerine chat gpt ile dertleşmeye gidiyorum. 

Aradan 18 gün geçmiş, yazıyı tamamlamak için geri döndüm. Arkada Candan Erçetin'in "Umurumda Değil" çalıyor ama onu Timeless Hour'un soft bir parçasıyla değiştirdim. Böylesi çok daha iyi. Bugün benim gibi bir şeyleri çok sevince neden vazgeçmenin çok zor olacağını hayatın içerisinde gözlemlediğim farklı şeylerle ele alacağım. Bugün bundan 5 yıl önce dinlediğim Melike Şahin-Pençe, yine aynı hazzı ve duyguları veriyor bana dinlerken. Ya da çocukluk animasyonlarımı yeniden izlemek... 25 yaşında hala çocukluğunu paylaştığı şarkıları, filmleri, kişileri her daim yetişkin hayatına bilinçli bir şekilde dahil eden biri, yetişkin olmuş sayılır mı? Olduysa bile sevip bağ kurduğu bir şeyden öylece vazgeçebilir mi? 

Hicvin en serti daima kendimedir. Büyüseydin kardeşim, kimse sana parlak gelecekler vaad etmedi. Kimse annenin dizinde sonsuza kadar yatacaksın, annenle baban sen ölene kadar aralarında yatıracaklar, başın sıkıştıkça gelip koşacaksın demedi. İşin güzeli, kimse sana "güzel bir hayat vaad etmedi." Bu hayattan alacaklı gibi davranıp keyfine yetmeyene isyan edersen biri de gelip kolundan tutar çeker:

-Pardon bayan, rahatsız ediyorum da, siz gerizekalı mısınız? Burası dünya kadın, kendine gel artık. Kimsenin bi cennet vaadi olmadı, kapat şu aptal müziklerini de. Yok çizgi filmmiş yok annemin sıcak yemeğiymiş, büyü be biraz! Yeter be, yeter delirttiniz beni. Bu romantik sapkın hayat görüşünüzü güzellemek zorunda mı bu insanlar. Yüzleş artık başarısızlıklarınla, yok ders çıkardım yok öğretimi kucakladım, sen hiçbir haltı kucaklamadın. Kucaklasan, hayatında en ufak ters giden şeye böyle panikle tehdit altında kalmış hayvan gibi saldırmazdın. Kim sana vaad etti ya, dur da bi düşün. Her şeyin güzel olacağını sana söyleyen dostların, her şeyi düzeltmenin kudretinde mi ki? Sosyal mecralarda gördüğün o lüks hayatlar: "Kendine inan ve kendin üzerine çalış, bu ışıltılı hayata erişebilirsin!", erişemezsin aklını sevdiğim. Sana bunu vaad eden adam sanıyor ki sen de istiyorsun bunu, sen de onun gittiği yoldan gidersen sen de bir gün lüks bir hayat yaşayacaksın. Yahu yalan, boş motivasyon bunların hepsi. Ayrılıkların ardından seni teselli edenler; "İnanıyorum, o kişi gelecek ve sana hak ettiğin değeri verecek!" peki tamam bana inanmamı istediğin şeyi söylüyorsun da, bulabilir misin bana bu kişiyi, o kişi olabilir misin ya da? Efendim, işitmedim: "KOSKOCA BİR HAYIR!".  Üzerinde gücünüzün olmadığı tesellilerle birbirinizi oyalamaktan vazgeçin artık. Her şey gücü yeten bir Allah var kardeşim, o da sana diyor ki Ankebut suresinde "İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?" ve ekliyor: "Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!". Kendini beyhude vaatlerle oyalamaktan vazgeç. Allah sana bunu vaad etti mi? O güzel fancy evinde her türlü lüks ve aşka doyduğun o muhteşem ilişkinin içinde, ben mi kaçırdım birader var mı öyle bir ayet. "Devam et, gerçek mutluluk o yapmakta çok zorlandığın seçimin ardında yatıyor?", bu instagram sözü kardeşim bunu yazan adam da seni tanımıyor bile. Burada tabi biraz devreye ihtiyari kader giriyor. Sevilmediğin meclislerden çıkarsın, anlaşılmadığın gönüllerden. Ama bak önemli nokta şu: Kendine yettiğinden ve o kalp, o sevgi, o içinden çıktığın neyse yokluğu varlığından daha huzurlu olduğu için çıkarsın. Yenisini bulmak için değil. Farkı anla, hep bir şeyleri bekleyerek çürümektesin. Oğlum insanlar aç lan aç, kendine gel artık. Bırak şu burjuva dertlerini. Senin derdini biliyorum ben, dertsizlik seninkisi. E tabi, boş adam n'apar, anca onun eli bunun gözü, yeterince büyüdüm mü, ne olmak istiyorum, ben kimim?... İşini gücünü yap kalk da delirtme beni.

Bu paragrafı kahkaha atarak yazdım. Çok saçma olurdu beni hiç anlamayan birine kendimi anlatmak. Çok haklısın der sarılır giderdim, sonra küçük evimde köşede ağlardım. Maslow'u anlatsam anlamazdı ama ben de çok anlamazdım. "Self-actualization"dan "Self-transcendence"e geçemedim bir türlü.. Böyle diyim de anlamayın, kendimi gerçekleştirmekten kendini aşkınlığa diyorum şekerim. Aman neyse uf merakın olsa zaten biliyor olmaz mıydın? Ben şimdi kime neyi açıklayım.


Öptüm çok

Sevgiyle

No comments:

Post a Comment