Büyüyorum
Doğan her günü ve batan tüm güneşleri selamlıyorum
Beni oyalayan geçici varsayımlarınızın aksine
Hiç yaşanmamış bir geçmiş arzulamıyorum
Tümünü, hatıralarımın tamamını kucaklıyorum
Beni büyüten ve ben yapan acıyı
Neşemle ve ümitlerimle harmanlıyorum
Kolay hayatım, itiraf ediyorum.
Geçici dünyanın ufak dertlerini
Kalbimde ya da zihnimde, fazla ağırlamıyorum.
Mucizeler ve musibetler,
Acelesi olan misafirlerim.
Severek ağırlıyorum, severek yolluyorum.
Ömrüm kısa, ben geniş ve hızlı yaşıyorum.
Beni ben yapan her detaya,
Sevgiyle, bir talebe minnetiyle sarılıyorum.
Zannedersem artık yılları ikişer üçer atlayacağım
Daha çok başındayım, bir sofra şimdi küçük hayatım,
Tuz eksik diye söylenir cehaletim
Onu muhabbetle doyuracağım.
Koşar adım giderken yarınıma,
Her gam ve her demle, onu ömür yapacağım
Ve yaşamın akşamına geldiğimde,
İçimdeki Tanrımla zengin bir ziyafet çekeceğiz.
O zaman kurduğum sofra,
Binbir emek inşa ettiğim benliğim,
Kanatlarına elmalar asacak
Ve ne kadar yersem yiyeyim,
Sevgilim gözlerini öpmeme ve dizlerine yatmama izin verecek.
Onsuz bir ömür ne ızdırap dolu olurdu.
Onun kollarına sığınmasam,
Böyle hafif düşmezdim.
O olmasa derdi böyle küçük düşlemezdim
Dizlerimi öperek ve üfleyerek iyileştiren annem gibi,
Tanrı bazen bana el uzatırdı.
Saçlarında sallar ve ellerinden gemiler yapardı.
Tüm zor geceleri onun göğsünde geçirdim,
Birbirini yıllar sonra bulan sevgililer gibi,
Sabahlara kadar sevdi beni.
Tanımıyorum sizin tanrılarınızı,
O da sizler gibi çıkarcı ve zalim mi?
Herkesin Allah’ı ayrı dediğimde şirk koştuğuma inanan siz,
Benimki gibi olsaydı, hiçbir kalbi böyle çekincesiz incitmezdiniz.
Yahu tuhaf insanlar,
Siz Tanrınızla hiç dertleşmez,
Hiç sevişmez misiniz?
No comments:
Post a Comment